Her Şeyin Başladığı Gün
Yazar: Nurgül

Küçük çocuk büyük bir korkuyla kucağındaki daha bir kaç saatlik minik bebeğe baktı. Peşinden gelen sesler nefes nefese olmasına rağmen küçük bacaklarını zorla hareket ettirmesine yetiyordu. Kucağında ağlayan bebek, yerini belli ediyordu. "Lütfen ağlama, yerimizi buluyorlar." dedi bebekle kaçarken. Çok büyük bir işe kalkışmıştı. Daha sekiz yaşındaydı ama bir bebeği kaçırıyordu. Anne ve babasından kaçırıyordu. Bebek sanki onu anlamışçasına sustu ve gülümsedi. Sadece gülümsedi kucağındaki bebeğe. Fısıltıyla ormanın içinde yankılanan bir ses, “Mağaraya git, küçük çocuk." dedi. Kucağında bebekle etrafına bakındı ne olduğun anlamak için ama kimseyi göremedi. Mağara... Hangi mağara ama?.. Ve neden mağara? "Küçük çocuk, yakalanmak istemiyorsan o mağaraya git.” Hızlıca koşarken endişe ve merakın sardığı kesik kesik sesiyle, ”Sen... Sen de kimsin?" diye sordu. "Ben Ormanın Nefesiyim. Sen de Moran’ın koruyucususun. O mağaraya git ve kurtar bebeği. Diğer insanlarla olması onu güvende tutacak." Ormanın Nefesi mi? İşte bu efsaneyi beklemiyordu. Nefes tekrar fısıltılı sesiyle, “Çabuk ol, Koruyucu! Çok yakındalar!" diye uyardı. Çaresizce yakardı Ormanın Nefesine, ”Hangi mağara? Bilmiyorum ben burayı, daha önce gelmedim!" Güvendi Nefes'e çünkü Ormanın Nefesi yalan söylemezdi ve o, onu sarıp sarmalayan hislerle gerçek olduğunu algılayabilmişti. Orman'ın Nefesini tanımak için kendisiyle konuşması gerekirdi. Her ne kadar bir efsane olsa da bütün efsaneler bir gerçeklikten doğardı ve Moran’ın Nefesi efsanesi, gerçekliğin ta kendisiydi. Nefes son kez fısıldadı yaprakları titreştirerek, ”Küçük Koruyucu, orman senin dostun. Sana yolu gösterecek." Etrafına bakındı ama bir şey göremedi. Hızla kaçmaya devam ettiğinde bir ışık huzmesi dikkatini çekti. Oraya gitmesi gerektiğini anladı ve ilerledi. Koruyacağını hissettirecek bir sıcaklık ve şefkatle kucağındaki küçük bebeği sıkıca göğsüne bastırdı. Ne olursa olsun onu koruyacaktı. Işık huzmesini takip etti. Onu doğruca mağaraya götürdü. Orası Gizlenenler ve Gizleyenler Mağarasıydı. O da gizlenecek ve gizleyecekti. Sıkıca tuttuğu küçük bebeğe gülümseyerek baktı. "Seni koruyacağım, benim güzelim." dedi ve bebeğin alnına bir öpücük kondurdu. Bebek de sevmiş olacak ki kocaman bir gülümseme sundu küçük çocuğa. Bebeğin tatlı kıkırdaması mağarada yankılandı. Adımlarını kararlılıkla attı küçük çocuk. İçeri girdi, ses yine fısıldadı. "Küçük oyuğa kanını akıt. Seni tanıyacak ve açılacak, kapıdan geçeceksin. Moran'dan habersiz yaşayanların arasında bir yer var; yetimhane. Bebeği oraya götür ve ona adını ver. Sonra döneceksin kanını tekrar akıttığında." ve sustu. Küçük çocuk, sesi dinledi ve akıttı kanını, çıktı şeffaflaşmış duvardan başka bir mağaraya. Orada artık ışık huzmesi yol göstermedi, yolu kendisi öğrendi. Dışarıya çıkmak için ışığın geldiği yöne doğru attı adımlarını. Küçük bebek kucağındaydı hâlâ, güvenli kollarda olduğunu biliyordu çünkü onun için ölüme atlayan ve ihanet edenin yanında güvendeydi. Şefkatli ve huzur dolu kollardaydı minik bebek. Bebeğin yeşil gözlerine bakarak fısıldadı acı ile, ”Çok küçüksün, çok üşümüşsün." Bebeğin minik ellerinden tuttu ve daha fazla üşümemesi için kundağı daha sıkı sardı. Mağara çok nemli ve soğuktu, aceleyle çıktı oradan. Ay ışığıyla aydınlanan başka bir ormanda buldu kendini. Yavaşça yolda yürüdü emin adımlarıyla. "Biliyor musun, doğduğun için çok mutluyum. Aylardır senin doğmanı bekliyordum... Bir de Barlas var. Ona isim verdiler ama omuzlarında ağır bir yük var artık. O bir savaşçı olacak,” kısaca duraksadı, “Barlas; yiğit demek, savaşçı demek. Sana bir isim vermediler,” hafifçe iç çekip sıcacık bir tebessümle gözlerini ormandan çekip bebeğe çevirdi, “Anlaşılan sana ismini ben vereceğim.” Devam etti yürümeye, önce ormandan çıktı sonra ise uzun bir yol yürümeye devam etti saatlerce. Öyle çok yürümüştü ki artık güneş kendini en tepeye dikmişti. En son kalabalık ve gürültüyle dolu bir şehre geldi. Etrafına bakındı, bir yol gösterici aradı. "Küçük çocuk, beni duyabiliy…