Üç Renk, Üç Hüküm ve Umut
Yazar: Nisanur Tamer

Tarih yazılmaya başlandığı andan itibaren var olan en ufak şey kayda geçirilirdi bilginlerin kalemiyle. İyi ya da kötü fark etmez olan her olay geleceğe bir adım, geçmişe dair bir tecrübeydi neticede. Brigid Kerley dönemin ilk dersine girmek adına öğrencilerinin karşısına geçtiğinde öğrenciler sessizlik içinde gelecekleri bekliyordu. Profesör Russell, Tangen ve Knight haricinde tanışacakları yeni bir isimdi de aynı zamanda her ne kadar kurucu olsa da. Ona dair bilgiler uzun uzun paragraflarla, özlü sözlerle yazılmıştı çoktan fakat birebir tanıma fırsatıydı onları bu kadar heyecanlandıran. Görkemli kıyafeti ve göz alıcı güzelliğiyle karşılarında dururken sert havayı kırmak adına gülümsedi Brigid Kerley. Zarif ve samimi bir tebessümdü bu. Akademiye adını veren birine göre fazlasıyla alçak gönüllüydü aynı zamanda. “Sevgili Monetler. Günaydın.” Anlaşmış gibi hep bir ağızdan “Günaydın efendim.” duymak yeniden güldürmüştü onu. Avucunu kaldırdığında beliren güç herkesi şaşkına çevirirken Brigid Kerley ise hayranlıkla bakıyordu her seferinde. Tüm hükümlere dair kendini geliştirmek adına en iyi yerlerden birindeydi, insanları çözebilmekte neredeyse ustaydı artık. Daha öğrenecek çok şey olduğunu söylese de insanlar onu en iyisi olarak görüyordu her seferinde. “İnanılmaz..” “Muhteşem görünüyor..” “Bu üç rengin bu kadar göz alıcı olacağını düşünmemiştim..” “Lütfen sessiz olalım.” Sessizlik yeniden Monetlere hakim olurken kurucu bir parmak hareketiyle var ettiği sandalyeye otururken dahi her hareketini izlediler. “Bugün burada olma sebebim sizlere yeni bir dersle alakalı bilgiler vermekten ziyade geçirdiğiniz günlerin kritiğini yapmak. Benden bir şeyler öğrenmek ve uygulamak istediğinizin farkındayım ama şimdilik sizlerin ne düşündüğünü, kendinizi nerelerde gördüğünüzü bilmek beni daha memnun edecek. Peki...Kim başlamak ister?” Bir süre kimse ses çıkarmasa da arka sıralardan birinin el kaldırmasıyla söz hakkı ona geçmişti. “Merhaba efendim. Ben Debbie Darin. Toprak hükümlüyüm.” “Demek nefesimizi tutan ellerden biri sensin. Bu sana ne hissettiriyor?” Debbie’nin sesi titreyince kısa bir öksürükten sonra devam etti sözlerine. “Korkuyorum efendim.” Açıkça gelen itirafı sınıftaki arkadaşlarının bazılarını ona döndürmüştü çoktan. Lily de bir diğer toprak hükümlü olarak bakışlarını tek bir noktaya odaklayarak dinliyordu. Lorraine merakına yenik düşüp Debbie'ye odaklananlar arasındaydı. “Korkunun sebebi nedir?” “Ellerimin işlevi yokmuş gibi hissediyorum. Sanki ben olmasam diğer hükümlülerin işi kolaylaşacakmış gibi geliyor.” Brigid’in sesi olduğu naifliği terk edip sert bir tona bürünmüştü çünkü bu en kabul edemediği davranışlardan biriydi; Umudunu kaybetmek. “Yani umudunu kaybediyorsun. Öyle mi?” “Aslında-” “Bu kapıdan girdiğinizde sizlere söylediğimiz ve öğütlediğimiz şey umudunuzu daima diri tutmanız gerektiğidir. Çünkü düşman, önce sizden ilk almak istediklerine uzanır; duygularınıza. En önemlisi de umudunuza. Şimdi sen umudunu kaybettiğini söylersen biz bir Monetimizi kaybetmiş oluruz Debbie. Bu Matislerin bizi bir eksiye düşürmesi demektir.” Debbie başka bir şey dememiş yerini başka bir arkadaşına bırakmayı seçmişti. Bu sefer Brigid’in işaret ettiği kişiye geçmişti söz hakkı. Bakışlarını ne kadar kaçırıyor olursa olsun piyango Lily’e düşmüştü. “Lily Heigl. Bende toprak hükümlüyüm.” “Peki sen Lily. Arkadaşlarına ve bana ne söylemek istersin?” Lily yanında oturan arkadaşlarının bakışlarının onda olduğunu biliyordu fakat o tarafa dönmeden direkt karşısında oturan kurucuya bakmayı seçti. “İlk savaş ve strateji dersinde iyi bir Monet olmadığımı düşünmüştüm. Doğayı nefes yapan bir hükümlünün ellerinin işe yaramamasını kabullenememiştim fakat sonra arkadaşlarımın desteği bana çok şeyi kanıtladı. Birimizin düşmesi diğerlerimizin de etkilenmesi ve yeşerttiğimiz her umudun birer birer solması demekmiş. O yüzden iyi bir Monet olmak istiyorsam önce umuduma sonra ellerimin günün sonunda beni bir şekilde yararlı işler yapacağına inandırmasına sarıldım. Ş…