B-1 SEN YAĞMURLARI SEVDİĞİNDE
Yazar: ş.çelik

Sizinle yeni bir başlangıç yapmak, tanışmadığım yeni kişilerle Mokita evrenin de tanışacağım için şimdiden oldukça heyecanlı ve mutluyum. Yazarken kendimle fazla örtüştüğüm kurgum olan Mokita'yı okumaya hoş geldiniz. Kitaba başladığınız tarihi buraya yazabilirsiniz. Kendinizi saklamak istediğiniz her an buraya gelip, kimden ve her neyden kaçmak istiyorsanız Mokita da dilediğinizce saklanabilirsiniz. Keyifli Okumalar; B-1 SEN YAĞMURLARI SEVDİĞİNDE ♪ Kıraç- Oysa Bir Umuttu ♪ New Person, Some Old Mistakes – Tame Impala "Çünkü sen yağmurları sevdiğinde üstün başın çamur içinde kalır." ☔︎︎ Yarım kalacak bir hikâyeyi kim okumak isterdi ki? Derler ki Kuzgunlar geleceğin kehanetini bilen varlıklardır. Türk mitolojisinde kutlu ve sır taşıyan kuşlardır. Ama her şey gibi kendine de tezat olan bu kuşlar için söylenen başka bir hikaye daha vardır. Bir kuzgun tependen uçarsa, bu aynı zamanda sana ölümün haberini de beraberinde getirdiğini işaret eder. Ölen kişinin ruhunu diğer aleme götürür ve onu koruyan ya da yol gösteren varlık olarak bilinir. Ölen kişinin ruhunu seninle yaşatmak için kendini daima göstermese de yanında olduğunu sana hissettirir. Sen unuttuğunu sandığın zamanlar da bile ya tependen uçar; ya da bir dala konmuş seni izler. Destanlarda adı geçen ve birçok mitolojide yer alan Kuzgunlar için ana yurtları Kızagan Dağının uzun etekli dağlarıdır. Yıllarca, korunmuş ailede kalmış bu dağlar Karakanus ailesinin özel mülküydü. Bu soyad, sıradan bir aileye ait değildi. Bu soy, yıllar öncesine dayanır hâlâ da kendini korurdu. Karakanus ailesinin ise Kızagan Dağının eteklerinde yaşarken; burası soyunun kanını taşımayan herkes için uğursuzluğun, aynı zamanda himayesi altına giren her insanı koruyanların yeriydi. Uğursuz olan seni bir kanat altına alınca yalnızca onun kehaneti ve lanetine bulanırdın. Bulanmamak senin tercihin olmasa bile sen o kehanettin bir parçası olmuş hikâyen sen tek kelime etmeden yazılmaya başlanmıştı. Kanatın kehaneti ise sadece gerçek olan hiçbir şeye bulaşmaz; kana bulanmazdı. Yazgısız kural ise yalanla başlayan bir hikaye olursa o zaman bunun tek bir şey ortaya çıkarmış olacaktı. Kehaneti yani ölümü. "Kuzgunların ötüşü seni korkutur mu kızım?" "Evet, baba. Korkutuyorlar beni." "Korkma," dedi babası mimik oynatmadığı yüzüyle "Onlar bize zarar vereni korkutur." küçük kız yanan ateşe bakmadan karanlık gökyüzünden gelen seslere baktı. Sonra da babasının yüzüne "Bizi de onlardan korurlar mı?" dedi babasının her gece anlattığı için ezbere bildiği masalın sonunu. Hafifçe gülüp bu kez karanlık göğe babası baktı, "Korurlar ya da ölümü getirirler." diyerek yüzündeki gülüşü solarken kızının koyu gri gözlerine baktı. Gümüş gibi parlayan gözler. ☔︎︎ Okuduğum kitapta yazıyordu. Mitoloji kitaplarını seven biriydim. Daha sonrasında detaylıca inceler ve sevdiğim noktaların altını çizerdim. Her okuduğumda ayrı yerden bakmamı sağlayan anlamları olurdu. Bu kez okuduğum ise Clíodhna'nın Dalgalarını anlamını ve Clíodhna ve Ciabhán hüzünlü aşk hikayesini okumuştum. Anladığım ise aşk için sen asıl benliğinden vazgeçsen bile kuytu köşede seni izleyen gözler senin vazgeçişlerine rağmen bile seni aşık olduğun insandan ansızın istemesen de koparır. Kısa ama oldukça dokunaklı ve hüzünlü. Bir daha okuduğum da aynı hislerle mi dolacaktım. Öncesi zamanlarda tekrar okuduğum da nasıl bunu anlamadım, bunu nasıl fark etmedim diye söylenip dururdum kendi kendime. Ama çok sonradan fark ettim ki kitapların, birden fazla dili ve zihni vardı. O yüzden her duyguyu an da bırakıp tekrar dönüp okumak istediğimde ise o anın tadını çıkarıyordum. Bana sığınak olan kitaplarla aramda farklı bir bağ vardı. İnsanın kaçış noktası olan zamanlar olur. Birden yok olmak asıl bulunduğu yerde kendinin bulunmamasını isterdi. Uzaklaşmak olduğun hayatın sıkıntılarını kapı dışarı koyarak uzaklaşmak iyi gelirdi. Ben açtığım her yeni kitap kapağında yeninden canlanır, yeniden doğardım. Kimsesiz doğmak yüksüz olmaktı kimine göre. Yükünü bilmediğinden sana ağırlığını değil de…