1.Bölüm - 6
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Ondan önce bugün farklı bir şey yapalım. Bunu ilk terapimiz kabul edelim, milat gibi. Ben de sizin yaşam koçunuz, psikiyatristiniz ya da danışmanınız değilim; sizden biriyim. Ablanız, arkadaşınız, kardeşiniz gibi. Tabii ki tüm konuşmalarımız kesinlikle aramızda kalacak. Kabul mü?” Sarp gözlerini kıstıktan sonra hoşuna gitmiş gibi, “Kabul.” dediğinde ilk koltukta oturan Ecrin’e döndüm. “Evet, seninle başlayalım. Kendini tanıt Ecrin ve terapiye gelme nedenini söyle.” Ecrin beklemeden konuştu: “Adım Ecrin Yılmaz. On yedi yaşındayım. Böbrek yetmezliğim var. Haftada üç gün diyalize giriyorum. Canım çok acıyor bu yüzden. Eğer uygun nakil yapılmazsa ölebilirim. Ölürse-” Boğazımı temizleyip Ecrin’in ölüm ile ilgili konuşmasını böldüm. Mesajı aldığından devam etti: “Terapiye annem çok üzüldüğü için onu biraz olsun hayata tutunduğuma inandırmak için katıldım ama yalan.” Ecrin bana aldırmadan omuzlarını silkti umarsızca. Sırada Pamir vardı. “Pamir Arslan. On yedi yaşındayım. Lösemi hastasıydım. Bir ay önce tedavim bitti, iyileşmeye alışma aşamasındayım. Terapiyi hem bizimkiler ısrar ettiği hem de boş günüm çok olduğu için kabul ettim.” Pamir sustuğunda sıra Sarp’taydı. “Sarp Ataş. On sekiz yaşındayım. Lösemi hastasıyım. Bana ilik vermesi için yapılan bir kardeşim var. Reşit olmama üç ay kaldı. O gün kimsenin beni bulamayacağı bir yere kaçmayı planlıyorum. Babam derbi maçına gitmeme karşılık terapiyi şart koştu, kabul etmek zorunda kaldım.” “Derin Değirmenciler. On sekiz yaşındayım. Beynimde tehlikeli bir bölgede tümör var. Ameliyat olmayı kabul etmediğim için ailem kendimi öldüreceğimden endişeli. Bu yüzden yedi yirmi dört başımda nöbet tutuyorlar. Soluklanmak ve başımda sizi tutmak için de terapiye gönderdiler.” Sonunda başlar bana döndü. Derin bir nefes aldım ve başladım: “Ben Feza Boran, yirmi beş yaşındayım. Merkez Üniversitesi Psikoloji Bölümü son sınıf öğrencisiyim. On üç yaşımdan bu yana kaygı bozukluğum var-” “Bunları biliyoruz. Zamanda ileriye sar lütfen. Bu haftaya gel.” dedi Ecrin, bildikleri şeyleri dinlemekten sıkıldıklarını söylemeye çalışarak. “O hâlde dinleyin. Okulda stajyerlik yaptığım…” diyerek başladım uzaklaştırma meseleme. Bir an onların on yedi yaşlarında olduklarını unuttum. Bu yüzden kendimi kaptırarak Sinan’a yumruk atışıma ve bana şemsiye veren yakışıklı adama kadar anlattım. Sonunda beni ciddi ciddi dinleyen dört yüze bakıp derin bir nefes alarak geriye yaslandım. “Sonuç olarak aldığım uzaklaştırma yüzünden dönem uzatacağım. İsviçre’ye gidemeyeceğim, annemi hayal kırıklığına uğrattım ve belki bu hastanedeki bu işimden bile kovulup işsiz bir vatandaş olarak evde oturup koca bekleyen diğer yaşıtlarıma katılacağım.” dedim. Başımı geriye yaslayıp gözlerimi kapattım. İlk konuşan Ecrin oldu: “Çok karamsarsın. Şimdiye kadar çok iyi idare ettin, bundan sonra da başarabilirsin.” Başımı ona çevirdiğimde samimi duygular içinde beni destekliyor olması gerçekten hoşuma gitmişti. Ona gülümsedim. Ardından Pamir bana baktı. “Uzaklaştırma alman gerçekten kötü olmuş hocam. Ama sonunda geri döneceksin ve kaldığın yerden devam edeceksin. Bir yıl geç de olsa hayallerine ulaşabilirsin hâlâ. Bu altı aylık süreci kendin için tatil say ve tadını çıkar.” Beni şaşırtan yorumundan dolayı ona baktım ama daha çok şaşırdığım nokta Sarp’ın da yorum yapmasıydı. “Ayrıca o Sinan denen herife yumruk atman… Seninle gurur duydum gerçekten. Adam tam bir şerefsiz. Sırf bir kıza onu reddetti diye kin beslemesi, seni tahrik etmesi ve intikamını bu şekilde alması adilik.” “Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?” diye sordum Sarp’a şaşırarak. Ciddi bir yüz ifadesine büründü: “Evet, insanların kendilerini bu kadar düşürmesi utanç verici bir durum. Böyle arkadaşlarımın olmasındansa kendi egomla arkadaş olup bencilin teki olmayı yeğlerim.” Bu yorumuna yüzümü buruşturdum. Ardından Derin elini çenesine dayayarak hülyalı bir sesle konuştu. “Ayrıca sana şu şemsiye veren adam bence çok romantik bir davranışta bulunmuş. Nasıl, yakışıklı mıydı?” Sarp ona inanamayarak…