8.Bölüm - 3
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Yavuz’u soruyordum,” dediğimde Bella baştan ayağa kızardı. Bu defa Leyla’yı oyalamak için değil, gerçekten merak ettiğimden sordum: “Onu gerçekten seviyor musun?” Onun yerine Leyla cevap verdi: “Kendimi bildim bileli Yavuz abiye âşık,” dedi. “Peki ya Yavuz?” diye sordum bu defa. Bella yüzünü asarak devam etti: “Beni sevmiyor.” Zorla gülümsemeye çalıştığında bunun onu ne kadar üzdüğünü anlamıştım. Yavuz’un daha önce anlattıklarını düşündüm. Bir kızı sevdiğini söylediğini, o kızdan kardeşi için vazgeçtiğini anlattığını anımsadım. Ama bunu elbette ki Bella’ya söyleyemezdim. “Nereden biliyorsun seni sevmediğini?” diye tekrar sordum. “Çok net bir dille reddedildim.” “Ona aşkını ilan mı ettin?” “Evet. Ama sevdiği başka biri olduğunu söyledi. İlk başlarda buna inanmıştım ama sonrasında beni kibarca reddetmek için öyle söylediğini anladım.” “Ama ondan vazgeçmiş gibi durmuyorsun.” “Onun beni reddetmesi onu sevmeyeceğim anlamına gelmez. Benim hissettiklerim onu alakadar etmez. Onu sevdiğim için beni mahkemeye veremez ya! Hem platonik olmaya alıştım, kendi içimde yaşıyorum onu.” “Bundan memnunmuş gibisin,” dedim onun için üzülerek. Net bir şekilde cevap verdi: “Önceleri çok üzülüyordum ama artık alıştım. Şimdi tek hedefim Talha’yı ikna edip biraz daha burada kalmak. Buraya kadar gelip Yavuz’u görmeden dönemem.” “Talha neden burada kalmana izin vermiyor?” diye sorduğumda Bella geriye yaslanıp yüzünü astı. Onun cevap vermeyeceğini anlayan Leyla devam etti: “Birkaç yıl önce yine bize geldiğinde bir gece sarhoş olup eve geldi. 'Yavuz!' diye evi inletti. Abim alkolden nefret eder. Bu yüzden Bella’nın burada kalmasını istemiyor.” Bella pişman olmuş gibi bakışlarını yere indirdi. “Yemin ediyorum o günden sonra bir daha sürmedim ağzıma. Ama Talha unutmuyor ve affetmiyor.” Evet, bu konuda kesinlikle haklıydı. Bella’nın telefonu çaldığında büyük bir sevinçle cevapladı telefonu: “Dad!” İngilizce konuşarak içeri girdiğinde Leyla açıklama yapma gereği hissetmiş gibi bana bakıp: “Babasıyla konuşuyor. Şu an Kanada’da,” dedi. “Peki annesi?” diye sordum bu defa, Leyla’nın halası olan kadını merak ederek. “Bella’yı doğururken vefat etmiş.” “Yine de sizinle iletişim hâlinde olması çok iyi.” “Eskiden burada yaşıyorlardı. Sonra babası Londra’ya taşınınca tamamıyla orada kalmaya başladı. Abim Bella’nın çok havai olduğunu düşünüyor. Son olaydan sonra artık iyice hazzetmemeye başladı. Yine de böyle olduğuna bakma; çok duygusal ve iyi biri,” diyerek açıklamada bulunduğunda samimi bir şekilde: “İlk başlarda bana da tuhaf geliyordu ama sanırım sevdim kızı,” dedim. Leyla üşüdüğünü belli edercesine kollarını doladığında ayağa kalktım. “Hadi içeri geçelim. Benim de gitme vaktim.” . . . Bir sonraki gün, yine annemin iki gündür yüzünü göremediğine dair sitemlerine katlanmayı göze alarak sabah erkenden evden çıktım. Bugün Leyla’yı alıp terapiye götürecektim kendimle. Derin gruptan ayrıldığı için Leyla’yı onun yerine koymayı düşünmüştüm. İlk olarak Doktor Ahmet Bey’le konuşmalı, ardından da Talha’yı ikna edecek bir yol düşünmeliydim. Kararlıydım, terapiye katılacaktı. Taksi durağına varmak için son köşeyi döndüğüm anda birine çarpadurdum. Orta boylu, takım elbise giymiş esmer bir adamdı. Siması bir an tanıdık gelmişti ama çıkaramadım. Yabancı olduğu yüzünden okunuyordu. Kuşkulu gözlerle adama baktım. Adamın da aniden durmasıyla elindeki telefonu almak için eğildiğinden, ayağa kalkarak bana baktı. “Ah, dikkatsizliğinizin sonuçlarına bakar mısınız hanımefendi?” dediğinde sahte sesi beni rahatsız etti. “Özür dilerim, dalgın—” “Hah, evet dalgındınız.” “Ama siz de dalgındınız galiba,” dedim. Nezaketli davranarak adama itiraz kapılarını açmıştım ama adam gayet rahat bir tavırla güldü. Gülüşü tanıdık gelmişti yine. Daha önce bir yerlerde görüp görmediğimi düşündüm. Hem evet gibiydi hem hayır... “Hayır, dalgın değildim. Telefonumun taksitini dahi ödemiştim,” dediğinde kaşlarım çatık ona baktım. Üzerindeki pahalı takım elbisenin içinde neyin taksitinden bahsediyordu? Meseleyi d…