8.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

Alarmın çalmasıyla elimdeki dijital saatin düğmesine basıp kapattım. Oturduğum yerden kalkıp çantamı omuzuma alarak merdivenden aşağıya indim. Annem hâlâ uyuyordu. Erken çıktığımı haber vermek için yazdığım not kâğıdını buzdolabının üzerine, karpuzlu magnetin altına asıp evden çıktım. Dışarısı serindi. Yavaş adımlarla iki sokak ötedeki taksi durağına doğru yol aldım. Tanıdık birkaç kişinin "Günaydın" demelerine karşılık vererek ilerledim. Taksiye bindiğimde uzun yolda kulaklığımı takıp rastgele bir müziği açarak dünü, bugünü, şu anı düşünmemeye çalıştım. Şarkının kaçıncı tekrarıydı bilmiyorum, taksinin durmasıyla eve geldiğimizi anladım. Hemen taksinin parasını ödeyip indim arabadan. Kapıdaki korumalardan biri kapıyı açıp geçmemi bekledi. Bahçede ilk dikkatimi çeken şey Talha’nın siyah arabası oldu. Evdeydi demek... Dün Leyla’yı almak için gelen Bella’nın kullandığı arabanın da hemen yanında park edilmiş olduğunu gördüm. Bir iki saniyelik idrak bakışmasından sonra kızın dün gece burada kaldığı sonucuna vardım. "Kız arkadaş" ile aynı evde mi kalmıştı bir de? Hah! Sinirle soludum. Dün gece o kız Leyla’yı alıp gittikten sonra gözümü bile kırpmadan sabaha kadar düşüncelerimle bir iç savaş vermemin sebebi gerçekten de böyle bir adam mıydı? Kendime içimden kocaman bir alkış verip kapıya yürüdüm. Zili çaldıktan birkaç dakika sonra Bahadır kapıyı açtı. Surat ifadesi en az benimki kadar kötüydü. Beni görünce şaşırdı. Kapıyı açık bırakıp gözden kaybolduğunda ben de tepkisiz bir şekilde içeri girip açtığı kapıyı ardımdan kapattım. Salona girdiğimde kahvaltı sofrası hazırdı ve fazladan bir tabak daha vardı. Tabii ki Talha Bey’in kız arkadaşı içindi. Beyaz çiçeklerin sofraya konulduğunu gördüğümde bakakaldım. Daha önce hiç konulmamıştı. O kız için miydi? Belki de kendi koymuştur; sevdiği adamla birlikte mutlu bir kahvaltı yapmak için... Çiçeklere dalgın bir şekilde bakarken Halime ablanın geldiğini görmedim. “Feza!” Korkarak yerimden sıçradım. “Korkuttum mu?” diyerek devam ettiğinde ona "Hayır," der gibi başımı salladım. Az sonra onun da Bahadır gibi suratını astığını gördüm, bu defa dayanamadan sordum: “Halime abla, bir sorun mu var?” Bakışları merdivenlere kaydı, ardından fısıltıyla konuştu: “Dün Talha Bey, Leyla’yı götürmene izin verdiğimiz için esti gürledi hepimize.” “Size neden kızıyor? Kızması gereken kişi benim.” Aynı anda Bella şarkı söyleyerek merdivenlerde göründü. Beni gördüğünde kocaman gülümseyerek şen şakrak bir sesle konuştu: “Feza, günaydın! Tam zamanında geldin. Hep beraber kahvaltı yapalım,” dediğinde ne kadar istemesem de nezaket gereği ben de gülümsedim. “Günaydın.” Halime abla bakışlarını Bella’dan çekip masaya bıraktığı tepsiyi eline aldı. “Senin için de bir tabak getireyim Feza,” dedi, gülümseyerek onayladım. Halime abla gittikten sonra bu defa Talha, sinirli olduğunu gayet açık eden bir yüzle merdivenlerden aşağıya indi. Onunla aynı olan bir surat ifadesiyle ona bakarken, bakışları hedefini tam noktasından vurmuş gibi beni buldu. Hah işte! Tam hedefteydim. Tıpkı benim ona öfkeli olmam gibi. Çok güzel... “Feza, konuşalım,” dedi arkasına bile bakmadan. Çalışma salonuna gittiğini anlayarak hemen peşine düşüm. Benim ardımdan bakan Bella’ya da aynı şekilde seslendi: “Bella! Sen de.” Açık bıraktığı kapıdan girdiğimde hemen arkasındaydım. Bella da hemen ardımda durdu ve sessizce kapıyı kapattı. Bakışlarım bir an ona takıldı. Benimle konuşması gereken şey umarım sevgilisiyle tanıştırma faslı değildir diye içimden geçirirken, Talha’nın aniden bağırmasıyla yanlış konuda olduğumu anladım: “Sen nasıl Leyla’yı benden izinsiz bu evden dışarı çıkarırsın!” Sıçrayarak geri çekildim. Tamam, öfkelendiğini biliyordum ama bu ses tonunu beklemediğim için bir an afalladım. Ne diyeceğimi düşünürken Talha’nın öfkeden çenesini kastığını gördüm. Bella’ya bakmasam da onun da tıpkı benim gibi bunu beklemediğini anlamıştım. Bana baktığını gördüm. Talha’nın özellikle de onun yanında bana bu şekilde bağırması gerçekten gurur kırıcıydı. Bu yüzden…