7.Bölüm - 4
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Günaydın.” Oturup yatağın başlığına yaslandı, bana bakıp gülümsedi: “Nasıl hissediyorsun?” “Uyuyan güzelin uyandıktan sonraki sersemlemiş hâli gibi.” “Ondan daha güzel görünüyorsun hiç değilse. O uyandığında saçı başı dağınıkmış.” “Gerçekten mi?” Birkaç dakika ona aval aval bakmamdan sonra keyifsiz bir şekilde güldü: “Ya Feza abla ya! Daha beynim uyanmadı benim.” Kahkahası odada yankılandı: “Her sabah seni görerek uyansam bir şeyim kalmaz benim, vallahi bak.” “O halde bu dileğini birkaç günlüğüne gerçekleştirelim mi?” diyerek yerdeki valizi gösterdiğimde anlamayarak bana baktı: “Bir yere mi gidiyorsun?” “Hayır, sen gidiyorsun.” “Nereye?” “Bize misafir olmak ister misin?” Kocaman açılan gözleriyle bana bakıp heyecanla yatağında doğruldu: “Ciddi misin? Hemen hazırlanmam lazım. Bir dakika... Abim izin vermez.” Yüz ifadesi düşerken yanaklarını avuçlayıp gülümsedim: “Birincisi abin il dışına çıktı. Dün gece sen uyurken ayrıldı evden. İkincisi seni bana emanet etti. Ve üçüncüsü seni bana emanet ettiyse benim yanımda, benim evimde olmalısın, değil mi?” Leyla ayağa kalkıp elini kalbinin üstüne koydu, ciddi bir ses tonuyla: “Merak etme, sorumluluk bana ait.” “Tamam. Sayende belki beni öldürmez, en iyi ihtimalle sakat bırakır.” Leyla hazırlanırken ben de aşağıya indim. Halime abla kahvaltıyı hazırlıyordu. Yanında Buğra ve Tuğra da vardı, beni görünce hepsi “Günaydın,” dedi. “Günaydın.” “Abla, sen burada mı kaldın gece?” “Evet Tuğra. Bahadır nerede?” Aynı anda mutfağa Bahadır ve Nazar abla girdiğinde Bahadır: “Buradayım,” dedi. Ona döndüm: “Bahadır, Talha il dışına çıktı.” “Biliyorum.” “'Leyla sana emanet' dedi.” Bunu söylediğimde hepsinin yüzünde aynı şaşkın ifade oluştu. “İstersen arayıp kontrol edebilirsin. Ben de Leyla’yı Talha dönene kadar bize götürmeye karar verdim. Talha annemin buraya gelmesini söyledi ama annem gelemez. Ben de burada kalamam. Bu yüzden Leyla birkaç gün misafirimiz olsun.” İlk karşı çıkan tabii ki Bahadır oldu: “İmkânı yok. Abi izin vermez.” İkinci itiraz Buğra’dan geldi: “Hem güvenli olmaz. Korumaları sizin eve yığamayız.” Nazar abla konuştu bu defa: “Olmaz Feza. Bir sorun çıkarsa—” Bu defa ben itiraz ettim: “Düşündüm hepsini. Siz Leyla’nın evde olduğunu bilen insanlara karşı koruyorsunuz. Onun nerede olduğunu bilmeyen insanlara karşı bir koruma gerekmez.” Hepsi anlamayarak bana baktı. “Yani Leyla’yı gizleyerek evden çıkaracağım. Kimse bizde olduğunu bilmezse korumanız da gerekmez.” İlk destekleyen Halime abla oldu: “Doğru. Gizlice arabada saklayarak çıkar kızcağızı.” Buğra annesine itiraz etti: “Anne!” “Ne var oğlum? Yavrucak ölecek bu evin içinde oturmaktan. Biraz nefes alsa olmaz mı? Hem Talha Bey bir iki güne döner nasılsa.” Tuğra konuştu ardından: “Ümit’i alırım yanıma, sokakta dikkat çekmeden nöbetleşe durabiliriz. Yapmadığımız şey değil.” Tuğra’nın benim tarafımda olmasına sevinerek ona gülümsedim. Ardından diğerlerini ikna etmek için onlara döndüm: “Bizim eve yalnızca ön girişi kullanarak girebilirsiniz ya da helikopterle yukarıdan inersiniz.” Tuğra yeniden destekledi beni: “Doğru, her yanı donuk ev...” “Siz sokağı gözleyin yeterli. Sorumluluk bana ait. Onun kılına zarar gelmesine izin vermem. Lütfen bir kez olsun bana güvenin.” Nihayet bir saat sonra kahvaltımızı yapıp Nazar ablanın onaylamayan bakışları altında, Bahadır’ın sürdüğü arabanın arka koltuğunda ben ve ayakucumda diz çökerek oturan Leyla ile evden çıktık. Bizim sokağa girip kapıya varıncaya kadar aynı pozisyonda olan Leyla’nın artık rahatsız hissettiğini görüp gülümsedim. Ardından dış kapının önünde, kapı açık, kaşları çatık beni bekleyen anneme mahcup bakışlar atarken Leyla’nın üzerindeki siyah örtü ile hızla indim arabadan. Kapıyı ardımızdan kapattığımızda Bahadır çoktan gitmişti. Annemin bakışları Leyla’ya döndüğünde yüzü yavaş yavaş çözüldü, sonunda kocaman gülümsedi: “Annem, bu Leyla; Leyla, bu da Dildar Sultan.” Leyla eğilip annemin elini öptüğünde annem onu omuzlarından tutup sımsıkı sarıldı: “Amanın! 'Prenses' diyordun da bu cidden…