7.Bölüm - 3
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Burada kalamam, annem yalnız.” “Onu da getir, burada kalabilirsiniz.” Annem bütün herkesi evinde misafir eder, yine de bu eve gelmezdi. “Annesinde—” “Olmaz.” “Talha—” “Feza! Olmaz.” “Sen nereye gideceksin?” “Halletmem gereken bir işim var.” “Ne zaman döneceksin?” diye sorduğum sırada yüzünü bana döndüğünde, gözlerinin kapısında davet bekler gibiydim ve bunun gayrişahsi görünmeyişinden utanarak ondan bakışlarımı çektim. Önümüzde uzanan karanlığa baktım: “Leyla için soruyorum yani… Yoksa özel bir nedeni olduğu için değil. Benim için değil yani.” Beni şok eden şey, Talha’nın birden bana doğru hafifçe eğilip konuşmasıydı: “Ondan şüphem yok.” Ona döndüğümde ilk fark ettiğim şey, gözlerinin koyu karanlığının ışıldamasıydı. İkinci fark ettiğim şey ise aramızdaki yakınlıktı. Heyecanla çarpmaya başladı kalbim. Bir hıçkırık kaçtı boğazımdan, elimle hemen ağzımı kapattım. Geri çekilmelisin diye içimden kendimi ikaz ederken Talha benden önce davranıp doğruldu. Bu defa karanlık manzaraya sırtını dönüp korkuluklara yaslandı. Gülümsedi. Beni şok olmuş bir hâlde gördüğü için keyiflendiğinden mi, yoksa kalbimin gümbürdeyen seslerini duymanın verdiği hoşnutluktan mı, yahut onu merak etmemin onu mutlu etmesinden miydi bu gülüş, bilemedim. Sonunda derin bir nefes alıp ondan bir adım uzaklaştım. Yüzümü basan sıcaklığın felaketi üstümdeydi. Haddinden fazla utanmıştım. Sakinleşmek için içimden bir İnşirah okumaya niyetlendim. Elimi kolumu koyacak bir yer bulamadığımdan şapşalca bir iki adım ileri geri gidip sonunda Talha gibi korkuluklara yaslanarak kendimi durdurdum. Talha’nın bana baktığının farkındaydım. Daha fazla utanmamak için onu görmezlikten geldim. “Neden bugün doktora gittin?” diye sordu ciddi ve merak dolu bir sesle. Konuyu değiştirmesine sevinmiştim. “Anksiyete bozukluğum var.” “Anksiyete?” “Evet, bir tür kaygı bozukluğu... Bazı durumlarda çok fazla duygu yoğunluğu yaşadığımda vücudum istemsiz olarak tepki veriyor.” “Hani o adama yumruk attığım gece olduğun gibi mi?” Onaylayarak başımı salladım. “Tedavi nasıl gidiyor?” “Çok da kötü durumda değilim. Doktorum aynı zamanda fakülte hocam, ilaç tedavisinden ziyade kendi kendime iyileşmem umudu içinde; ama on iki yıldır bir gelişme yok.” “On iki yıl önce mi başladı?” “Evet.” “Sebebi neydi?” “Babam... İntihar etti.” Talha’nın şaşırdığı açıktı. Kaşları çatıktı ve yüzündeki o bilindik merhameti de gördüm. Bir an üzüldüğünü hissettim. “Nasıl oldu bu?” diye sordu bu defa. Anlatmak ile anlatmamak arasında iken, bugün Vakıf Hoca’nın sorduğu soruya cevap verir gibi döküldü kelimeler benim bilmediğim bir yerden: “Küçüktüm daha o zamanlar. Babam her gece gelip alnımdan öpmeden uykum gelmezdi. Bir gece gelmedi. Muhasebeciydi; ara sıra mesaiye kalırdı çalıştığı şirkette, bilirdim ama asla geç kalmazdı. Gelmesini bekledim, tüm gece debelenip durdum yatağımda, uyuyamadım. Annem ve abim uyuyunca salona geçip orada beklemeye başladım. Babamın eski model bir arabası vardı. Araba ile her eve geldiğinde, daha bizim sokağa girmeden arabanın sesinden anlardım onun geldiğini. Karanlıkta otururken yine arabanın sesini duyduğumda onun geldiğini anladım. Arabayı evimizin karşı kaldırımına park etti. Karanlıktı içerisi. İnmesini, eve girmesini, beni görüp sarılmasını, öperek yatağıma yatırmasını bekledim; ama arabada kalmaya devam etti. Babam sanki biriyle konuşuyordu, yalnız değildi. Benim sanrılarım da olabilir tabii bu, tam bilmiyorum. Hızla dış kapıyı açıp babamı görmek için sokağa çıktım. Saat ilerlediği için etrafta kimseler yoktu. Sadece köşede yanan sokak lambası dışında etraf karanlıktı. Kapının eşiğinden henüz geçmiştim ki silah sesini duydum. Bayılmışım, sonra neler olduğunu hatırlamıyorum; hatırladığım son şey babamın arabanın camında duran eliydi. Sanki bana 'gelme' der gibiydi... Sonra kendime geldiğimde babasızdım. Evimizde yas vardı, annem, abim perişanlardı.” Gözlerimin dolmasını saklamak için çabaladım. Kısa bir nefes aldım. O günleri hatırlamak ağır gelmeye başladı; yine ağlayacaktım ve ağlarsam du…