1.Bölüm - 3
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Hâlâ buradaymışsın.” dedi tahammül edemediğim sesi ile. “Çekil yolumdan.” diyerek bir adım atmıştım ki Sinan önümü kesti. Umarım bir aptallık yapıp bugün daha fazla canımı sıkmazdı çünkü artık ne onunla aynı sınıftaydık ne de iş arkadaşıydık. Bu yüzden her zamanki gibi kendimi tutmayacaktım. “Bugün için üzüldüm. Gerçekten. Senin ile çalışmak bana zevk veriyordu.” Bana aşkını ilan edip sevgililik teklif ettikten sonra onu reddettiğim için bunu kendine yediremiyordu. Bana ulaşamadığı için kapımı zorluyordu, bu yüzden de kötü olmaya karar vermişti ve bana kin besliyordu, buna da emindim. İlk başlarda onu anlayış ile karşılamıştım ama o bu tavrımı yanlış anlamıştı. Sürekli yaptığı iğneleyici yorumlara “şaka” diyerek geçiştirmesi bende son raddedeydi. Bugün kaldırmayacaktım. “O belgeyi senin aldığını, sosyal medyaya yaydığını ve bunu benim üstüme attığını ikimiz de biliyoruz.” “Bak şimdi. Neden yapayım böyle bir şeyi?” diyerek keyifli bir kahkaha ile güldüğünde öfkeden ellerimi yumruk yapmıştım. “Çok mu paraya ihtiyacın vardı yoksa benden intikam almak daha mı eğlenceli gelmişti? Şu gereksiz egon, reddedilmeyi kaldıramadın diye bu kadar ileri gitmek zorunda değildin. Bu sayede herkese gerçek yüzünü göstermiş oldun. Bizi tanıyan herkes senin nasıl bir zavallı olduğunu düşünüyor. Uzaklaştırma iyi oldu. Bu sayede sen o okuldan def olup gidene dek seni görmeyeceğim için mutluyum. Ha bir de psikolojik travmalar üzerinde Tülin Hanımın en iyisi olduğunu biliyorsun değil mi? Kendine bir randevu al ve bir daha gözüme görünme.” Sinan’ın gülen yüzünün yerini öfke ve nefret almıştı. Tekrardan gitmek için bir adım atmıştım ki kolunu duvara dayayıp gitmemi engelledi. Bir an korktum, çok kısa bir an. Cesaretimi bir kenara bırakıp başımdaki örtüyü kendime hatırlattım. İleri gitmemeliydim ve öfke ile de olsa o sözleri söylememeliydim. Tamam, eğer Sinan yanlış bir harekette bulunursa kendimi savunacak kadar abimin öğrettiği şekilde ona dersini verebilirdim ama nihayetinde o bir erkekti ve ben bu geceyi olaysız bitirmek istiyordum. Lakin diğer yanım da bu çocuğa bir meydan dayağı çekmek istemiyor değildi. İkilemdeydim. Yine de içimden bir istiğfar çektim ve Ayetel Kürsî okumaya başladım. Sakin bir sesle konuştum. “Gitmek istiyorum Sinan, lütfen çekilir misin?” diye sordum ama Sinan beklendiği gibi yine takılı kalmıştı. “Bende travma yarattın öyle mi? Beni reddettin, neden? Çünkü sen haram ilişki kadını değilsin. Bir insanın birbirini sevmesi haram mı yani?” Değildi tabii ki ama şu an bunu ona anlatmayacaktım. “Konuşmak istemiyorum Sinan.” Tekrar gitmek için adım attım ama önüme geçip beni durdurdu. “Dinleyeceksin. Nedir sendeki bu ukalalık, kendini beğenmiş tavırlar, herkesi küçük görmeler falan? Prenses sendromu mu bu? Tek akıllı sen misin ki? Çok mu güzelsin? Sana baktım diye kendini bir şey mi sandın?” Yorulmuş bir şekilde konuştum. “Tamam, bundan sonrasını konuşmak istemiyorum. Şimdi önümden çekilir misin?” “Vay be, bak sen. Kaplanımız küçük bir kedicik gibi geri adım atıyor. Yakışmıyor sana Feza Boran.” “Sinan yeter.” “Değil. Bak şimdi seninle çıkmak istedim, bu doğru ama sana âşık olduğumdan değildi. Burnunun Kaf Dağı’nda olduğunu bilseydim asla arkadaş bile olmazdım seninle. Ben sadece şu örtünün altında ne var merak ettim…” dediğinde eli ile şalıma dokunmaya kalktı. Hızla geri çekildim. “Sakın dokunayım deme bana. Çek o ellerini.” Sinan yılışık bir şekilde sırıttı. “Ama merak ediyorum.” “Eğer bana dokunursan,” diyerek tehdit edecektim ki erkekler tuvaletinin kapısı açıldı. İçinden uzun boylu, takım elbiseli bir adam çıktı. Elindeki mendil ile ellerini kuruluyordu. Önce bana sonra Sinan’a yan bir bakış atıp biçimli kaşlarını çattı, ilgisiz görünen bir ses tonuyla. “Yardım lazım mı?” diye sordu. Bu ses tonundaki kadın çaresizliğine yardım eden kahraman tınısından nefret ederdim. Lüks bir restoranda üzerinde pahalı bir takım elbise olan bu adamın edeceği yardıma ihtiyacım yoktu. Büyük bir şehirde tek başıma kalınca tüm işlerimi kendim halletme…