6.Bölüm - 4
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Berzah Akad,” dedi sakin bir ses tonuyla. Parmağındaki alyans parıldadı. Elini uzatmamıştı. Sessiz bir şekilde başımla onaylayarak ona baktım. Sert bir yüz ifadesi vardı onun da, tıpkı Talha gibi; ama yine de patronuma oranla bu adam daha kibar ve nezaket sahibiydi. “Feza ben de. Memnun oldum tanıştığımıza Berzah Bey.” “Berzah diyebilirsin,” dedi ifadesiz bir sesle. Talha’ya döndü ardından: “Yarın yemeğe Feza’yı da getir.” Berzah bu teklifi sunduğunda Talha şaşırarak ona baktı; bu durumdan memnun olmamış gibiydi ama itiraz etmedi. Ben de itiraz etmedim; çünkü bunu Berzah’a değil, Talha’ya yapmalıydım. Berzah tekrar bana döndüğünde yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu ama keyiften değildi. Daha çok 'Allah yardımcın olsun' gibisindendi. Ardından yanımdan geçerek çıktı. Birkaç saniye sonra Talha’ya döndüğümde hâlâ aynı pozisyonda olduğunu fark ettim. Berzah’a söylediği şeyler tekrar etti zihnimde: “Ondan hazetmiyorum,” demişti. Benden cidden hazetmiyor muydu? 'Hadi ama Feza,' dedi içimden bir ses. 'Bunu vücut diliyle o kadar net belli ediyordu ki anlamayarak tam bir aptalı oynuyorsun.' Aslında anlamıştım ama bunu duymak daha kötüydü. Bu duygu içimde bir iki tur attı, ruh hâlimi kötüleştirmeye başladı. Benden hazetmiyordu ama Berzah’a iyi biri olduğumu mu söylemişti? İyi biri olduğumu söylediği hâlde benden hazetmiyordu demek... Aklımda birden oturan yapboza hayret ettim. Aramızdaki zıtlığın açıklanacak tek bir kelimesi vardı: Hasbelkader. Talha Bahremoğlu, iyi biri olduğum hâlde benden hazetmiyordu. Ve ben, Talha kötü biri olduğu hâlde ondan... Sustum. Dahası içimde biriken duyguları zorla susturdum. Birer kepenkle kapatıp içimin kuytularına attım. İçimde tomurcuklanan şeyi ayaklarımla ezdim. Eğer iradem Talha’nın karşısında beni yalnız bırakıp işe yaramıyorsa, ben iradeliymiş gibi davranacaktım. Bu yüzden Talha’yı umursamadan az önce Berzah’ın oturduğu koltuğa oturdum. Ayakta, Talha’nın bakışlarının karşısında nereye bakacağımı şaşırır bir vaziyette olmaktan daha iyiydi. “Ben istifa ediyorum, buraya kadar.” Talha bir şey söylemedi. Beni izlediğinin farkındaydım. Yüzüm kızarmaya başlamıştı. Ellerimin içinin terlediğini fark ettiğimde şaşırdım; ilk kez oluyordu. Korkudan mıydı yoksa heyecandan mıydı? Talha’nın bana bakışından heyecan duymam beni hangi meseleye itiyordu? 'Ya ilahi...' dedim içimden. Gerisi tamamıyla Talha’nın sükûneti. Cesaretim nereden geldi bilmiyorum ama ona döndü bakışlarım. Bana bakıyordu o da. Gözlerine denk geldim. Neydi bu bakışlar? Nedir düşündüğü, nedir hissettiği? Anlayamadım. İçim daha çok sıkıldı. En zoru da bu değil miydi? Kendi düşüncelerimizden, duygularımızdan emin iken karşımızdaki bulmacayı çözememek... Talha birkaç saniye sonra çekti bakışlarını gözlerimden, oturduğu yerden doğruldu. Koyu kahve saçlarının asimetrik yüzüne nasıl bu kadar güzellik kattığını ilk orada fark ettim. Kirpiklerinin uçlarının her bir tanesinin göz kırpışında usulca göz kapağına değişi de... Düz bir burun, kıvrımlı, tıpkı annesininki gibi çizilmiş duran dudaklar... Bir gülümsese... dedim içimden. Başını sağa çevirdi, âdemelması hafifçe hareketlendi. Giydiği siyah gömleğin kollarını katlamıştı; damarlarını fark ettim. Parmağına taktığı yüzüğü... Kolundaki saati... Kemikli büyük elleri... O eliyle tuttuğu silahı... Fark ettiklerim çoğaldıkça içimde dalgalanan his beni sanki bir uçurumdan aşağı attı. Benden hazetmeyen adamdı beni oradan aşağı iten. Düşünce kendime geldim. Kendine gel... dedim içimden. Bakışlarım anında önüme döndü. Talha hâlâ sessizdi. Birkaç saniye geçti, ona bakmadan sessizce cevap vermesini bekledim. Talha geriye yaslandı tekrar. Bana değil, önündeki masaya dikti bakışlarını. Kaşlarının çatık olduğunu fark ettim. Konuştu ama ses tonunun yüz şekliyle bir alakası yoktu. Aksine zıt bir şekilde sakindi. Anlaşılırdı. Rahattı. En önemlisi ise samimiydi. Öyle hissettim. “Sana o şekilde davranmamalıydım. Bir kabahatin yoktu. Anlarsın yani, işin bu. Öfkelendiğimde—” “Kendini kaybediyorsun,” diyerek devam…