6.Bölüm - 2
Yazar: Çiğdem Kılınç

Birkaç saniye düşündü Yavuz; ardından cebinden bir sigara çıkardı. Benden bir iki adım uzaklaştı, sigarasını yakıp bir nefes çekti. Sonra biraz kısık bir sesle devam etti: “Bulut benim canımdır. Beraber büyüdük, oynadık, düştük, dayak yedik, aynı kıza âşık olduk; ismi Zeynep. Şu an nişanlılar Bulut ile. Sırf onun için kızdan vazgeçtim. 'Canım' dedim ya, bir kız ondan değerli değil benim için. Ben de onun için öyleydim, bilirdim. Babam beni sırf oğlu yalnız kalmasın diye evlatlık almış, amacı buymuş. Ama sonradan aslında bir iyi, bir kötü oğula ihtiyacı olduğundan beni yanına aldığını düşündüm. Öz oğlunu pisliğe bulaştıramazdı çünkü. Duramadım daha fazla yanında. Evi terk ettikten sonra rahat durmadım bir süre, kendi aklımca isyanlardaydım falan...” Aniden sustu tekrar. Dudağındaki alaycı gülümseme dondu, geriye doğru kararsız bir bakış attı. Ardından yavaşça bir adım attı denize doğru, gözlerini uzaklara dikti: “Küçük işlerle başlayan adamlar bazen milyonlar kazanır. Kâğıt toplamayla başlayan bir adamın yat alacak parayı kazanması gibi mesela... Para daha çoğunu çekmek ister kendine, mıknatıs gibi. Bizim âlem biraz farklı. Herkes kendi işinin patronu ama daha fazlasını isteyen büyükler olur arada. Örneğin biraz önce gördüğün Nuh Bey gibi... İşler farklı türlü halledilir. İnançlar yok bu dünyada Feza. Seninkiler kadar pembe değil düşler. Gerçi artık eskisi gibi değil çok şükür ama babalar insanın çok canını yakıyor.” “Hâlâ olaya giremedin?” diyerek alaylı bir şekilde güldüm Yavuz’a. Anlatacaklarının daha başında olduğunu, lafı kelimelerle süslediğinden anlamıştım. Eğer söylediklerinden sonra Talha’ya koşup istifa edersem ve Leyla’yı yalnız bırakırsam kendini suçlayacaktı; bunu düşündüğüne emindim. Korktum. Duymak istediğim şeyler olmadığı açıktı. Ama diğer yanım, şu korkmayan, umursamayan Feza can kulağıyla anlatacaklarını bekliyordu. Bu yüzden onun gevelemeden anlatması için tekrar konuştum: “Birazdan gerilim dolu bir mafya hikâyesi dinleyeceğim.” “Korkusuz görünüyorsun ama patronun dediği gibi naifsin. Yine de bundan dolayı uzatmıyorum lafı. Sadece bizi yanlış tanımandan endişeleniyorum.” Talha ile benim hakkımda konuşmuşlardı! “Endişelenseydin ailenden başlamazdın. Sen Talha’yı yanlış tanımamdan endişeleniyorsun, öyle değil mi?” “Zeki kızsın,” dedi gülerek. Onu inandırdığımdan olsa gerek, uzatmadan devam etti: “Peki... Bizim âlemde kurallar var. O işlerin başındakiler sadece kendi işçilerinin patronu olmaktan haz almazlar; kral olmak isterler. Babam da onlardan biriydi. Ama başarmak Nuh Bey’e nasip oldu. Ondan önceleri de var tabii ama devir değiştikçe rejimler de değişiyor. 'Bir tek has düşmanlar baki,' der Talha. O da haklı. Büyümek isteyen küçük düşmanlar bir araya gelip insanı yerle bir ediyorlar. Tabii bunun için gerçekten iyi olmalısın. Neyse... Eğer Büyük Patron olmak istiyorsan işini temiz yapacaksın, ardını kirletmeyeceksin. Herkes senin sağ elinde tuttuğun oyuncak bebeği görecek ama sol elindeki bıçağı dostun bile fark etmeyecek. Babamın sağ eli Bulut’tu, sol eli de ben. Evlatlık çocuğu harcamak kolaydı her zaman.” Yavuz elindeki sigara izmaritini biraz ötedeki çöp kutusuna attı. “Yani sen kötü çocuktun, Bulut da iyi. Talha şu an hangisi peki? Oyuncak bebek mi, bıçak mı?” diye sorduğumda yüzünde küçük bir gülümseme belirdi: “Oyuncak bebek olmadığı kesin,” dedi dürüstçe. “Bıçak da değil gibi...” dedim içimden bir yerlerde buna inanmak istediğim için. Biraz önce kolumdan tutup beni iten adamın kötü olmadığını mı düşünüyordum? Saçmalık. Yavuz söylediğim şeye gülümsedi, ardından tekrar önüne döndü: “İşler üç aşamada yapılır: Kuryeci, nişancı ve paket. Nişancıyı kimse tanımaz; kimdir, nedir sadece kuryeci bilir. Kuryeciye adres verilir. Kuryeci nişancıyı bulur, adrese hediyeyi teslim eder; nişancı da hediyeyi almaya gider. Nişancı bulmak çok zordur. Ya istihbarattan bulursun ki bu imkânsız gibi bir şeydir ya da eski kurtlara kemik atarsın ki bunun için de aslan olmak gerekir. Yani zor—” “Bir dakika... Yani sen babanın—…