5.Bölüm - 8
Yazar: Çiğdem Kılınç

Tüm gece uyuyamamanın acısı sabah baş ağrısı ile çıkacaktı. Talha’nın Yavuz ile aramda bir şey ima edişi çok ağrıma gitmişti. Değil gayrimeşru bir muhabbete bulaşmak, bunu aklımın ucundan dahi geçirmemiştim; özellikle de Yavuz ile... Tamam, onunla samimi olduğumuzu kabul ediyorum ama hiçbir zaman çizgiyi aşacak şekilde değildi. Bunu gayet net belli ettiğimi düşünüyordum ve Yavuz’un da bu sınırı aşmadığından emindim. Yapmadığım bir şeyle itham edilmek beni öfkelendirmişti. Bunu daha da derinleştiren, sanırım Talha’nın bunu dile getirmesiydi. Eğer gerçekten dışarıdan Yavuz ile aramızda bir şey varmış görüntüsü sergiliyorsam bu benim hatamdı ve bundan sonra buna da dikkat etmeliydim. Bunu Talha için değil, inancım gereği yapacaktım. Annem kahvaltıda neler yaptığıma dair klasik sorular sorarken hepsine tekdüze cevaplar verdim. Kahvaltımı yaptıktan sonra ceketimi giyerken: “Vakıf Bey aradı, sana ulaşamamış. Yurt dışından dönmüş, seansa gitmeni istedi,” dediğinde Vakıf Hoca’yı unuttuğum için kendime kızdım. Yaklaşık bir ay oluyordu seansa gitmeyeli. “Olur, konuşurum bugün onunla.” Klasik sabahlar gibi annem ardımdan dua okurken kapıyı açtım. Kapıda Yavuz yerine Bahadır’ı görünce şaşırmadım ama annem şaşırmıştı. Dünkü ikazından sonra Talha’nın Yavuz’un yerine Bahadır’ı göndermesi tabii ki beklenilecek bir hareketti. Başıyla annemi selamlayan Bahadır’a annem de aynı şekilde karşılık verdi. Açıklama yapmadan veda edip arabaya bindim. Bahadır arabayı çalıştırdığında bir şey demedim. Zaten pek konuşkan biri değildi Bahadır, benim de hiç konuşasım yoktu. “Önemli bir sıkıntı mı var?” diye sorduğunda şaşırarak Bahadır’a baktım. Durumum o kadar vahim görünüyordu ki ağzından iki üç kelime çıkan Bahadır bile endişelendiği için konuşmuştu. “Hayır, sadece gece pek uyuyamadım.” Bahadır "Anladım" der gibi başını salladı, sonrasında ise yine sessizleşti. Başka bir yola saptığımızı gördüğümde şaşırarak sordum: “Eve gitmiyor muyuz?” “Hayır. Bugün Nuh Bey geldiği için Leyla ziyarete gidecek, seni de oraya götüceğim.” “Nuh Bey’in evine mi gidiyoruz?” “Evet.” Leyla’nın dün annesiyle konuşmasını anımsadım. Sabah erkenden buluşacak kadar özlemiş olmalıydı annesini. Leyla madem annesini bu kadar çok özlüyor ve seviyordu, neden abisiyle yaşıyordu? Talha’dan neden gizliyordu duygularını? Aklımda oluşup duran soru zincirinin cevaplarını o eve gidip Leyla’nın ve Talha’nın annesini, Hazin Bahremoğlu’nu görünce bulacaktım. Araba Boğaz manzaralı büyük bir yalının bahçesine girdiğinde Talha’nın evinin bunun yanında çok mütevazı kaldığını gördüm. Oldukça şatafatlı ve lüks evin içinde kendimi bir kez daha yabancı hissettim. İçimdeki his büyüdü, ben gittikçe küçüldüm... Ta ki kapıda Leyla’yı görene kadar. Tanıdık birini görmek beni çok mutlu ettiğinden Leyla’ya sarıldım. Kocaman bir gülümseyişle karşılık verdi. “İçeri girmek için neyi bekliyorsun?” diye sorduğum sırada Talha yanımızda belirdi. “Onu,” dedi Leyla, gözleriyle Talha’yı gösterirken. Ardından büyük kapıya yöneldi. Talha’nın yanında yürürken fısıltı hâlinde: “Benim de gelmem şart mıydı?” diye sordum. Talha gergin bir sesle cevap verdi: “Şarttı.” İçeri girdiğimizde tıpkı dışarısı gibi, hatta dışarıdan da fazla bir lüksle karşılaştım. Çok gösterişli biblolar, tablolar, heykeller, avizelerle donatılmıştı her yer. Gözümün değdiği yerlerin hiçbirini sevmedim ve sonunda gözlerimi yoran şatafattan bakışlarımı kaçırıp etrafa oranla sade duran insanlara yönelmeyi seçtim. Bakışlarım önümüzde yürüyen hizmetli kızdaydı. Sonunda büyük bir salona girdiğimizde yine içeride en sade duran kişilere takıldı bakışlarım. İlki tekerlekli sandalyede oturan Nuh Bahremoğlu’ydu. Yaşına ve rahatsızlığına oranla çok dinç ve genç görünmesi beni şaşırtmıştı. Bana olan bakışlarını yakaladığımda beni baştan ayağa süzdü. Başımı dik tutup beni incelemesini umursamayarak Talha’nın yanında ilerledim. İkinci kişi ise tekerlekli sandalyenin yanında ayakta durmuş, kollarını açarak yaklaşan kızına sarılan Leyla’nın annesiydi. Tıpkı Leyla’nın gös…