5.Bölüm - 7
Yazar: Çiğdem Kılınç

Leyla ciddi bir havada bunu söylediği için birkaç saniye birbirimize baktık. O ne düşünüyordu bilmiyordum ama ben Talha’nın söylediği kişinin yerine kendimi çoktan koymuştum. İstemeye istemeye oldu. Ben değil, yüreğim sanki zorla Talha’ya itti beni. Hem istemesem de zorla yanında tutardı beni... Tabii hissettiği kişi olsaydım. Âşık olacağı kişiyi hissedermiş Talha, Leyla’nın söylediğine göre. Benim hakkımda ne hissediyordu acaba diye düşündüm bu defa. Ardından aklımdan geçen cümlelere önce içimden kızdım, ardından hemen bir silgi ile silip süpürdüm. Leyla gülümsemeye başladığında istemsizce ben de güldüm. Aramızda tuhaf bir gülüşme geçti. Sonunda gülüşmelerimiz kahkahalara dönüştü ve kahkahalarımız Leyla’nın telefonunun çalmasına kadar devam etti. Ekranda beliren “Annem” yazısıyla Leyla hızla oturduğu yerden doğrulup telefona cevap verdi: “Anne! ... Döndün mü? ... Ben de... Abim geldiğinde yarın geleceğimi söylerim, olur mu? ... Tamam... Ben de seni seviyorum.” Telefonu kapattığında yüzünde gülücükler açıyordu: “İlk defa annen arıyor.” “Normalde hep arar ama birkaç haftadır Amerika’daydı. Babamın özel bir fizik tedavi görmesi gerekiyordu, bu yüzden birlikte gitmişlerdi. Saatleri uymadığı için ve babamla da ilgilendiği için pek konuşamıyorduk. Şimdi havaalanındaymış, iner inmez aramış.” “Annenin fotoğrafı falan var mı?” Leyla’nın yüzündeki gülümseme dondu. Zorladı ama yine de gülümsemeyi başaramadı: “Maalesef yok.” “Nasıl yok?” diye şaşırarak sordum. “Yok işte. Ama internetten gösterebilirim.” Leyla telefonundan internete girip "Nida Sancak" ismini aradı. “Annenin ismi Nida Sancak mı?” diye sordum bu defa. “Hayır, bu teyzem.” Birkaç saniye sonra bir şirketin haberleri arasında iki kadının yan yana durduğu, tahminimce bir davette çekilmiş olan bir fotoğraf açtı. İkisi de sarışın olan kadınlardan uzun boylu olanı giydiği abiyenin içinde çok güzel görünüyordu. “Annen bu mu?” diyerek daha güzel olan kadını işaret ettim. Leyla gülümsedi ve başıyla onayladı: “Evet, ama bu resim çok eski.” “Sana çok benziyor, özellikle de gözleri.” “Ben bu kadar güzel değilim.” “Hayır, çok güzelsin.” Leyla’nın annesinde bir tuhaflık vardı. Üst kattaki kimsenin kullanmadığı salonda bulunan fotoğrafından çok uzaktı bu hâli. Gerçi ona da dikkatli bakmamıştım; o odanın kapıları hep kapalı tutulurdu ama Halime abla Talha’nın annesi olduğunu söylemişti. Ardından haberin yayınlandığı tarihe baktım; çok eski bir tarihti. Hatta Leyla’nın bile doğmadığı zamana denk geliyor olmalıydı. Bir şey diyeceğim sırada bir araba sesi duyduğumuzda Leyla hızla telefondaki resmi kapattı. Annesinin resmi salonda durduğu hâlde neden Leyla’da yoktu, bunu da garip buldum. Ama aklımda dönüp duran asıl soru, Talha’nın Leyla’nın annesiyle görüşmesine neden izin vermiyor oluşuydu. Leyla ayaklanarak kapıya yöneldiğinde ben de ardından yavaşça ilerledim. Kapıya vardığımda Leyla kollarını Talha’ya dolamıştı çoktan. Sanki bir haftadır görüşmüyor gibiydiler. Aklıma abim geldiğinde onu çok özlediğimi fark ettim ve “Gelir gelmez ben de boynuna böyle sarılacağım,” diye kendi kendime söylendim. Yüzümde istemsiz oluşan gülümsemeyle Talha’ya baktığımda göz göze geldik. Bakışlarındaki ifadeden dolayı gülümseyen yüzüm soldu. Hâlâ sabahki öfkesinin sürüyor oluşuna hayret ettim. Her ne idiyse hâlâ öfkeli oluşu ve bunu sadece bana hissettiriyor oluşu ürkmeme sebep oldu. Arkamı dönüp daha fazla onun bakışlarına maruz kalmadan içeri geçtim. Talha geldiğine göre benim de gitme vaktim gelmişti. “Feza?” diyerek bana seslendiğinde yavaşça ona döndüm. “Efendim.” “Konuşalım. Leyla, bize izin ver.” Kalbimin ritminin yükseldiğini hissettim, ayrıca yüzümün de ısındığını... Bir heyecan peyda oldu içimde ve nereden geldi bilmiyorum, bir iki tur attı korkum. Bana en son “Konuşalım” dediğinde evlenme teklifiyle son bulmuştu konuşma. Bu defa ne olabilirdi diye düşündüm. Bu yüzden olduğum yerde donup kaldım. Talha’nın sert bakışları hâlâ üzerimdeydi. Arkasını dönüp çalışma odasına giderken ben de onu yavaş adımlar…