5.Bölüm
Yazar: Çiğdem Kılınç

(3 Hafta Sonra) . . . Adını dilime almaya korktuğum o kelimenin filizini biliyorsunuz. Bugün günlerden o filizin baş gösterme günü. Günlerden içimin feryat figan ağıt yaktığı ve o ağıtla beraber mutluluk nidaları attığı gün… Bile isteye yüreğimi ateşe atmama seyirci kalışıma ağıt yakıyor, "Ne mutlu aşka düşene!" sözüne geldiğimden bir parça da mutlu hissediyorum. Mutlu muyum? Yazık bana ki bunu mutluluk sanıyorum. Keşke olsaydı da bir çıkış soyunabilseydim içimde biriken duygudan; kurtulabilseydim… Sahi, filizi kurutmanın yolu neydi? İmkânı var mıydı hem? İmkânsız mıydı yoksa istenilince olur muydu? Olmazdı Feza Boran, bilirdim. Gönül kıbledir; orada filizlenen şey sevgi ise bu Allah’tandır. Ve Allah isterse o filiz büyür, dal verir. Bugün inşallah ben o kıblemi bilenlerdenimdir. Zira içimde birikenler beni sarıp sarmalıyor, boğazıma yapışıyor; aklıma geçip taht kuruyor, hüküm sürüyor. En büyük korkum ve düşündüğüm şey, kıblemi şaşırıyor oluşum. Yanlış kişiye, yanlış zamanda, yanlış yerde meylediyor oluşum… Karşıma geçip gözlerimin içine bakarak “Çabuk sevgiler tehlikelidir,” diyen bir adamın sevdayla ne işi olabilir? Diyebilseydim ya; “O tez olan sevgi ya tehlikeli değil de kaderse?” diye. Daha bunu bile içimde tasdik edemiyorken hem de… Ya Kaf Dağı’ndaki Feza’nın kendini kandırma yollarından biriydiyse bu düşünce? Bundan daha çok korkuyorum. Aşk zaten aptallıktı, değil mi? Son üç haftadır Talha’dan kaçışım belki de bundandı. Bana “Evlenelim,” diyen Talha Bahremoğlu’nun gerçek bir ruhsal bozukluğu olduğuna orada kesinlikle emin oldum. Konuşmanın seyrinin bu noktaya varacağını asla tahmin etmemiştim ve bu adamın benimle neden evlenmek istediğine bir anlam verememiştim. Sırf o evde kalmam, Leyla’sını yalnız bırakmamam için yeni tanıdığı biriyle evlenmek isteyecek kadar aptal mıydı? Yoksa kardeşinin iyiliği için kendi hayatını bile umursamayacak kadar fedakâr mı? Bence birinci seçenek. Çünkü ben “Hayır,” dedikten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranarak yanımdan geçip gidişi hâlâ gözlerimizin önündeydi. Ayrıca sonraki günlerde ben onu yok sayıp ondan kaçarken onun bunu hiç umursamayışı beni hayrete düşürüyordu. Bu arada Leyla ile epey yol katettik. Arkadaşlığımız gün geçtikçe daha da ilerliyor. Hatta geçen hafta ilk kez abisinin koyduğu kurallardan birini çiğneyerek İngilizce dersini iptal edip tüm günü serada vakit geçirerek harcadık. Tabi Talha bunu öğrendiğinde dersi Leyla’nın boş gününe alarak pazar gününü zehir etmeyi başardı. Yakınıp durdu Leyla. Abisinden ilk şikâyet edişi oldu o gün. Lakin her ne kadar onun katılığından, soğukluğundan söz edip şikâyet etse de hemen ardından kıyamayarak iyi olan taraflarından söz ediyor, yine de onu sevdiğini söylüyordu. Bu beni garip bir şekilde mutlu ediyordu. Leyla’yı o şen şakrak hâli ve gülen yüzüyle haftada üç gün görüyorum. Pazartesi, salı ve çarşamba... Perşembe günleri hastanede grup terapisine gidiyorum. Cuma ve cumartesi ise Leyla’nın diyaliz günleri olduğu için tüm günü halsiz ve uyuyarak geçiriyor. Pazar günleri ise tatil günüm. Talha’yı bu üç gün içinde sadece akşam yemeklerinde görüyorum. Sessizce yemeğini yiyor, Leyla ile sohbet ediyor, arada sırada bana soru soruyor; benden tekdüze cevaplar alıyordu ve aramızda başka bir diyalog geçmiyordu. Bana evlenme teklifi eden ilk insandan beklenmeyecek hareketler elbette ama bu benim de işime geliyor. Artık ilk gündeki gibi rahat olamıyordum; hatta bazen utandığımı da hissediyordum. Bana bakışını birkaç kez yakalamıştım ama görmezden geliyordum. Özellikle de en son serada Leyla yanımdan ayrıldığında çiçeklerin yapraklarına dokunarak bir şarkı mırıldandığım gün, Talha kapının pervazında beni sessizce izliyordu. Leyla’nın Cam Güzeli’nin önüne koyduğu küçük aynadan onun yansımasını gördüm. Bir an duraksasam da fısıltı hâlinde şarkımı söylemeye devam ettim. Talha beni dikkatlice incelerken ben de sessizce onun bana bakışlarını izledim. Tuhaf adamdı Talha. Sessizdi ama konuşmayı sevdiğini anlamıştım. Laf çarpıp durma maharetini Yavuz i…