4.Bölüm - 8
Yazar: Çiğdem Kılınç

Talha koridorda yoktu. Çalışma odasındadır diyerek sağa sapan koridora yöneldiğim sırada birden yumuşak duvara çarptım. Daha doğrusu yumuşak olan duvar sandığım sert vücuda. Talha’ya. Şaşkınlık ve panik içinde geri atıldığımda Talha’nın yüzünde ufak bir kıpırdanış oldu ama hemen kayboldu. Şalımı düzeltip ona baktım. Birkaç saniye gözlerimin içine baktı. Çok tuhaf bir andı. Yani ilk kez bir adama bakmak bana bir anlam ifade etti ve o anlam bir oduna değen baltanın sesi gibi korkuyu içimde ikiye böldü. Başı ile onu takip etmemi isteyerek arkasını dönüp koridorda yürümeye başladı. Sırtında olan bakışlarım titrekti. “Feza!” diyerek başlayan ses sert bir ikaz yaptı içimde. “Kendine gel.” İkiye bölünen korku parçalarımın biri buydu, ikincisi ise annemin dünkü sabah beni uyaran yüzü oldu. Ayaklarımın Talha’nın istediğini yaparak onu takip etmeye başladığında şaşırdım. Aklımın komut vermediği ayaklarıma hüküm nereden geliyordu? Cevap vermeye korktum. Ardından içimden bir istiğfar çektim. Sessiz bir de İnşirah. Koridor bitti bitecek, Talha’nın çalışma odasının kapısından girmeden hemen önceydi; o baltanın vurup iki böldüğü korkumu alıp içimde yanıp duran alevlere attım. Ve çalışma odasında Talha’nın karşısına geçemeden önce saliseler içinde o korkunun yanıp kül oluşunu izledim. “Leyla dün gece uyanıp birden seni sordu.” Talha’nın söylediği şey ile daldığım yerden çıktım. Ses tonu düne nazaran iyiydi. Buna sevindim. “Öyle mi?” diyerek karşılık verdim şaşırarak. “Feza Boran?” diyerek soru sorar gibi adımı söylediğinde bakışlarım ona takıldı ve tozpembe örtülere sarınmış duygularımdan hemen sıyrılıp Talha’nın benimle ne konuşacağına odaklanmaya başladım merak içinde. Konuşmasını bekledim. Pencerenin önünde durmuş dışarıyı seyrediyordu, arkası dönüktü. “İlk olarak restoranda karşıma çıktın.” Bana döndü ve bir adım attı: “Sonra o otobüs durağında…” Bir adım daha attı: “Leyla defterini buldu hastanede.” Bir adım daha: “Ve ısrarla seni istedi.” Tam karşımda durup gözlerimin içine baktı. Bu kadar yakınımda durması Talha’yı gözümde oldukça heybetli gösterdi: “Sonra işe aldım seni.” Yarım metre miydi aramızdaki mesafe, belki bir kırk santim: “Şimdi buradasın?” Tek kaşı havalandı. Yüzündeki tek hareket buydu ve hipnozum bitmiş gibi beni kendime getiren de bu oldu. Yutkunarak bakışlarımı ondan çektim: “Ne demeye çalışıyorsun?” diye sorduğumda beklemeden cevap verdi: “Sence de bu olaylar çok hızlı gelişmedi mi?” “Neden sanki bunu bir şeyi ima ediyormuşsun gibi söylediğini hissediyorum.” “Çünkü ima ediyorum.” Hah! Çok güzel. Bir de açık sözlü. Yüzümde alaycı bir gülümseme oluştu. Nereden buldum bilmiyorum, üstü paslanmış bir gardı içimin kuytularından bulup Talha ile aramıza koydum ve cevap verdim: “Tüm eli silah tutan adamlar senin gibi bu şekilde paranoyak mı?” “Her muhafazakâr kız eli silah tutan bir adamın yanında çalışacak kadar cesur mu?” Paranoyak ama zeki adam, hazırcevap. IQ’su kaçtı acaba? Gardıma ilk darbeyi böyle indirdi sanırım. Sendeledim ama belli etmedim ya da öyle sandım. “Kardeşini düşünüyordun. Bana zarar vereceksin gibi hissetmedim.” “Her şeyi hissediyor musun?” Ses tonu ürkmeme neden oldu ve yine de korkmamam gerektiğini kendime hatırlattım, bir istiğfar okudum içimden. “Hislerime güvenirim.” “Hmm.” dedi ve elini beline götürüp birden bir silah çıkardı. Şok olmuş bir şekilde gözlerim kocaman açılarak ona baktım. Boğazımın kuruduğunu hissettim. Sakin bir ses tonu ile konuştu: “Bu korkuyu da hissettin mi ya da bunu bu şekilde tuttuğumda neler olacağını?” Silahın namlusunun bana yönelmiş olduğunu görmem tabii ki aklımın kaçıp içimdeki dağların ardına saklanmasına neden oldu. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. Mantıklı düşünemiyordum. İçimde tekrarlanan iki şey var: İstiğfar ve “sakin ol” sözcüğü. Sadece konuşmaya çalıştığımda sesimin çıktığı için alkışlanacak bir şey yapmıştım. “Amacın ne?” Sesim sakindi ama kesinlikle ‘ben korkuyorum’ diyordu. Talha elindeki silahı hızla yerine koydu. “Sadece hislerini deniyordum.” dedi normal…