4.Bölüm - 7
Yazar: Çiğdem Kılınç

Sabah evden çıktığım sırada annem arkamdan seslenip Yavuz’a “Günaydın.” dedi. Yavuz karşılık verip vermediğini duymadan arabaya bindim. Leyla’nın iyi olup olmadığını merak ediyordum, bu yüzden onu bir an önce görmek istiyordum. Onun durumunu Yavuz’a sormadım çünkü muhtemelen tıpkı patronu gibi tekdüze bir ses ile “İyi.” diyecekti ki bu iyi benim için tatmin edici olmayacaktı. Nihayet bir saatlik bir yoldan sonra araba büyük bahçede durdu. Yavuz’a teşekkür edip indim arabadan. Kapıda elinde bir çiçek saksısı ile bekleyen Halime ablanın eşi olan Salih abiyi gördüm. “Günaydın, Feza Hanım.” “Günaydın. Hayrola, bu saksı ne?” “Talha Bey getirtmiş bilmem nerelerden. Özel bir bitkiymiş, seraya koyacağım. Leyla’ya sürpriz olacakmış.” dediğinde Talha’nın bu hediyesine içimden bir şapka çıkardım. Sadece Leyla’ya mı böyle idi yoksa başka kadınlara da böyle incelikler yapıyor muydu diye bir soru döndü aklımdan, ardından da hemen bu düşüncemi sildim. “Çok güzel düşünmüş. Çok sevinecek.” “Öyle olacak vallahi.” Salih abiyi geride bırakıp kapıdan girdim. Ceketimi çıkarıp koşturarak yukarı çıktım. Leyla’nın odasının kapısı açıktı, beklemeden içeri girdim. Yatakta oturmuş, elindeki meyve suyu bardağını kafasına dikmişti. Beni görünce gülümsemeye başladı ve telaşlanarak bardaktaki sıvıyı biraz üzerine döktü. Gülerek ona yaklaştım. “Beni her gördüğünde böyle heyecanlanacaksan ben mutlu olurum.” dediğimde oda gülmesi daha da genişleyerek cevap verdi. “İşi bırakmadığın her gün böyle olacağım.” Bardağı kenara bırakıp üzerine baktı. Küçük de olsa beyaz elbisenin üzerinde turuncu lekeler oluşmuştu. Yanına yaklaştım ve yatağa oturdum. Elimi alnına götürüp ateşine baktım, ardından boynuna dokundum. İyi görünüyordu. “Dün biraz ateşin vardı, çok da terlemiştin. Korkuttun beni.” diye söylendiğimde şaşırarak baktı. “Burada mıydın?” “Evet. Seni merak ettim tüm gece. Yalnızdın.” “Öyle miydim?” yine şaşırarak sormuştu bunu. Üzüldüğünü hissettim. Talha’nın burada olmadığını bilmiyor gibiydi. Sarı saçlarından bir bukleyi omzunun gerisine ittim. “Hiç de değil. Ben buradaydım. Sadece abin yoktu. Olmalıydı tabii de bir işi çıkmışsa demek. Gelmedi mi gece?” diyerek merakla sordum, hemen akabinde bu meraka pişman olarak. Leyla’nın gözlerinin içi parladı, bir anlam veremedim bu kadar mutlu olmasına, ta ki bakışları arkama kayana kadar. Onunla beraber ben de arkama baktığımda arka pencerenin önünde, duvara yaslanmış Talha ile göz göze geldik. Üzerinde beyaz bir gömlek vardı, birkaç düğme açık, kollarını katlamıştı. Her zamanki düzenli görünümünden uzak, özenli saçları dağınıktı. Dün gece debelenip durduysa da uyumamış gibi bir görüntüsü vardı. Biraz önce onu sormanın verdiği utanç yanaklarıma hücum etti ve ilk defa orada kalbimin ritminin yükseldiğini hissettim. “Gü-günaydın.” diyerek heceleyerek konuştum. Derin bir nefes alıp yaslandığı yerden doğruldu. Karşılık vermedi. Yavaş adımlarla yanımdan geçip Leyla’nın gardırobuna yaklaştı. Büyük beyaz gardırobun çekmecelerinden birini açıp bir tişört çıkardı ve Leyla’ya uzattı. “Üzerini değiştir.” dedi yorgun bir sesle. Halinden bir şey anlamadan yatağa bıraktığı tişörte uzanmıştım ki arkası dönük tekrar konuştu: “Feza! Konuşalım.” Leyla’ya baktım. O da benim gibi anlamsız bakışlar atıyordu. Soran bakışlarıma bilmiyorum der gibi ellerini iki yana açarak cevap verdi. Gülümseyerek ayaklandım. “Eğer kovulmadıysam birazdan geliyorum.” diyerek odadan çıktım.