4.Bölüm - 4
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Çocuğun var mı abla?” “Benim ikizler var. Oğlan ikisi de. Biri Buğra, öteki de Tuğra. İşleri var diye birkaç gündür yoklar. İkisi de üniversite okuyor, bu yıl mühendis olacaklar inşallah. Talha Bey’den Allah razı olsun, okuttu ikisini de. Tanışırsın daha.” “İnşallah. Nuh Bey peki, o nerede şimdi?” “Onun evi ayrı, burası Talha Bey’in evi. Ara sıra Leyla’yı da alır, ona yemeğe giderler, o kadar.” “Peki Leyla’nın annesi, fotoğraftaki o güzel kadın?” Halime abla birden dondu, ardından da bana baktı. “Leyla’nın annesi Nuh Bey ile kalıyor. Aman diyeyim kızım, Talha Bey’in yanında ailesi hakkında bir şey sormayasın. Yasakladı zaten bize. Bir Leyla konuşur, onu da garibim konuşacak kimseyi bulamaz. Bu yüzden Talha Bey çok kızar, annesi hakkında soru sorma.” “Anladım. Nazar abla peki, o ne zamandır burada?” “Nazarlar ailecek Nuh Bey ile çalışırlar. Onun dedeleri de Nuh Bey’in babası ile çalışırlarmış. Büyük, köklü bir aşiretler onlar. Nazar ile Bahadır kardeşler. Diğer kardeşleri de ana babası ile Nuh Bey’in yanındalar şimdi.” “Aşiret mi?” “Evet, Hassanileri duydun mu hiç?” “Hayır.” “İlla onlarla da tanışırsın. Nazar ve Bahadır anne babası ile çok görüşmez. Onlar da zorunlu olmadıkça buraya gelmezler. Tüm kardeşleri Nuh Bey’in yanında ya da şirkette Talha Bey’e yardım ederler. İkisi de bizimle işte.” “Yavuz peki?” “Yavuz, Arasların küçük oğlanı o. Bir altı yedi yıl oldu herhalde Talha Bey ile çalışmaya başlayalı.” “Araslar mı?” “He. Hani şu Aras Vadileri var ya, onu biliyor musun?” “Şu milyonluk konaklardan bahsetmiyorsun değil mi?” “Evet, onlar. O konakların sahibi işte Yavuz’un babası.” “Babası o kadar zengin ise neden Talha ile, Talha Bey ile çalışıyor?” “Orası biraz karışık, boş ver. Bilmesen daha iyi.” Boş vermem gereken yeri de söyledikten sonra sustum. Nasıl bir yerdi burası? Nazar abla ve Bahadır başka hikâyeydi, Yavuz başka, Talha ise bambaşka. Merak ediyordum ama ne kadar az bilirsem hayrıma olacağı da kesindi. Bu yüzden uzatmadan susmak en iyisi olurdu, onu anlamıştım. “Halime abla, yanlış anlama ama Talha Bey size de biraz soğuk mu?” “Talha Bey herkese soğuk kızım.” dedi gülerek. Onunla birlikte ben de güldüm. “Ama Leyla’ya başka.” “Öyle. Leyla olmayaydı asıl soğukluğu görürdün. Talha Bey tutmazdı kendini, kasıp kavururdu her şeyi. Leyla’yı canından çok sever. Dünya bir yana, Leyla diğer yana onun için. O yüzden sen de önemli oluyorsun işte. Leyla’ya en ufak bir şey olsa, eline diken batsa hesabını sana sorar, aman dikkat et. Ki Allah muhafaza, Talha Bey’in öfkesine denk gelmeyesin.” “Tahmin edebiliyorum.” dedim, patronumun elinde silah, namluyu bana doğrulttuğunu gözümde canlandırmaya çalışarak. Halime abla bu arada yaptığı kurabiyeleri fırına yerleştiriyordu. Ayaklanarak yanına gittim. “Leyla elmalı kurabiye sever mi?” diye sorduğumda gülümsedi. “Sever tabii, sevmez mi?” “O hâlde ben de onun için elmalı kurabiye yapayım. Boş boş duruyorum, bari aldığım paranın hakkını vereyim.” dediğimde Halime abla önce şaşırdı, ardından bir şey demeden malzemeleri önüme koymaya başladı. Yardım edecekken onu durdurdum. “Şimdi sen otur, beni izle.” Gülümsedi. Ben yavaştan harcı karıştırmaya başlarken bir çay doldurup biraz önce benim oturduğum sandalyeye geçti. “Kaç kardeşsiniz?” diye sordu biraz sonra. Soru sorulma sırası bana gelmişti anlaşılan. “İki. Bir abim var sadece. O da İsviçre’de.” “Baban?” Babam hakkında konuştuğunda boğazım düğümlendi. Bugün ikinci kez biri babamı soruyordu. Biraz önce Yavuz’a gerçeği söylemiştim çünkü bunu zaten bildiğine emindim ama Halime ablaya diyemedim. “Babam ben küçükken vefat etti.” “Allah rahmet eylesin.” Çayından bir yudum aldı. Fırını kontrol edip oturduktan sonra başka bir soru sordu: “Annen ile yaşıyormuşsun.” “Evet. Tanışsanız ne iyi anlaşırsınız.” “E getir bir gün buraya, misafir edelim.” “Buraya mı? Bence siz bize gelin.” “Olur inşallah. Annen için mi yatılı kalmak istemiyorsun?” “Evet. Kocaman evde yalnız kalamaz, ayrıca kalp hastası.” “Haklısın tabii. Abin dönmeyi düşünmüyor mu?” “İnşallah…