1.Bölüm - 1
Yazar: Çiğdem Kılınç

Cebimdeki telefon titrediğinde isteksiz bir şekilde elim telefona gitti. Şu an kimse ile konuşmak istemiyordum. Ekranda yakın arkadaşım Aylin’in numarasını gördüğümde cevapladım. “Efendim.” “Feza, neredesin kuzu? O kadar aradım seni okulda, mesaj da attım. Göremeyince endişelendim.” “Sahildeyim.” “Anksiyeten mi tuttu yine? İyi misin? Kurulun verdiği kararı duydum Vakıf Hocadan. Senin adına üzgünüm ama şanslıyız ki daha kötü değil sonuç. Bu arada seni sordu profesör.” “Ne dedi? Geri gelip kalan eşyalarımı toplamamı mı söyledi?” “Saçmalama. Vakıf Hoca iyiliğini ister senin. Odasının yedek anahtarını getirmeni söyledi.” “Hah! Allah’ım delireceğim… O Sinan denen herifi elime geçirirsem gırtlağını sıkıp tırnaklarımı boynuna geçireceğim cidden, sonra da kafasını en yakın duvara vuracağım.” “Aman Allah’ım. İlk defa birine şiddet uygulamak istediğini söylediğini duyuyorum ama merak etme, kimseye söylemem. Ne de olsa bir psikolog adayının birini öldürme dürtüsünü duymak kimsenin hoşuna gitmez. Yine de Sinan’ın yaptığı şey yüzünden ondan intikam almak istemediğimi söyleyemeyeceğim. Lakin bunu yapmamalıyız çünkü içimizdeki öfke dürtüsünün bizi ele almasına izin veremeyiz-” Böyleydi Aylin. Bazen cümleleri art arda dizer, kendi bile ne konuştuğunu fark etmezdi. Yine de okulda ders notları en yüksek olan öğrencilerden biriydi. Çok tatlı, tiki bir dış görünüşe sahip olmasına karşın oldukça zeki ve başarılı bir öğrenciydi. Ben onu rakip olarak görürken o beni arkadaş olarak benimsediğinden yanlışlıkla çok iyi dost olmuştuk, oldukça da memnundum bu durumdan. Bölümün Gold takımındaydık. Gold; Psikoloji son sınıf öğrencilerinin ilk 4’üne verilen isimdi. Vakıf Hoca’nın gözde öğrencileriydik. Ben, Aylin, Sinan ve Mehmet. Sınıftaki en yüksek ortalamaya sahip kişi olduğum için bu başarımın sebebini Vakıf Hocaymış gibi onun torpilli öğrencisi olduğumu düşünüyorlardı. Umurumda değildi. Başkalarının ne düşündüğünü önemsemiyordum. Mühim olan ben ve ne hissettiğimdi. Aylin de öyleydi. Bu yüzden belki de en iyi arkadaşımdı. “Özür dilerim. Neyse, anahtarları hemen teslim etmeliymişsin çünkü Vakıf Pusat yarın yurt dışına gidiyormuş. Benim senden anahtarları alıp ona götürmem gerekiyor ama şimdi bir aile yemeğine gitmem lazım ve çok geç kaldım. Benim yerime adresi sana atsam sen götürür müsün? Lütfen Feza! Bu iyiliği yap bana, lütfen.” Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Tamam, ben hallederim. Adresi gönder.” Ahizenin diğer ucunda Aylin’in sevinç çığlığını duymak istemediğimden hemen telefonu kapatıp çantama attım. Güneş batalı çok olmuştu ama havadaki kara bulutlardan bu anlaşılmıyordu. Küçük bir şimşek çaktı ileride, birkaç saniye sonra gök gürültüsü yankılandı arşta. Yağmurun habercisiydi. Daha fazla oyalanmadan ayaklanıp eve gitmek için otobüs durağına doğru yol aldım. Son durakta inip evin olduğu sokağa saptım. Aklımda anneme yapacağım açıklamanın provasını yapıyordum. Hassas düşünen bir kadındı annem. Bu yüzden onunla düşünmeden pat diye konuşamazdım. Mezun olmamı dört gözle bekleyip beni de abimin yanına gönderme hayalleri içindeyken ona okuldan kovulma aşamasındayken altı ay uzaklaştırma aldığımı ve bunun benim bir yılımı heba ettiğini söylemenin ince bir yolunu bulmalıydım. Dedemden bize yadigâr kalan büyük ahşap evin önünde durdum. Birkaç dakika oyalandım. Merdivenlere oturup öylece düşündüm, ardından bir iki volta attım. Kapıdaki saksı ile bir konuşma provası yaptım. Tekrar basamaklara oturup karanlık gökyüzünde oluşan dalgalı bulut örtüsüne baktım. Sanki eve ne kadar geç girersem o kadar iyi olacakmış gibi hissediyordum. Birkaç yağmur damlası düştü yere. Yağmurun toprağa değmesi ile o eşsiz, en sevdiğim koku burnuma geldiğinde derin bir nefes aldım. O sırada kapı açıldı. Arkamı döndüğümde annemin elinde hırkam, gülümseyen yüzü ile karşılaştım. Bir basamak inip hırkayı omuzlarıma örttü. “Üşüyeceksin gözümün nuru.” dedi sahte bir sitem ile. Gülümseyerek ayaklandım. “Ben de şimdi içeri girecektim Dildar Sultan.” “Hadi o hâlde. Yarım saattir s…