MİM

4.Bölüm

Yazar:

MİM – Çiğdem Kılınç kitap kapağı
MİM – Çiğdem Kılınç kitap kapağı

İnsanın kalbinde filizlenen küçücük bir duygu depremlere sebep olabilir bazen. Eğer fark ettiğiniz hâlde o filizi kökünden söküp atmazsanız aklınızda kurup durduğunuz tüm o korkular başınıza iş açabilir. Sizi yakıp yıkabilir, tepetaklak edebilir, uzun geceler boyunca uykusuz bırakabilir. İşte o zaman korkmalısınız. Boşuna dememiş eskiler, ‘Ah, aşkın elinden.’ diye. Bunu bildiğim için şu an korkuyorum. Aklıma sızmaya çalışan duygu sanırım ben fark etmeden ufak bir tohum atmıştı iç toprağıma. Bunu dün gece fark etmiştim. Bazı şeyleri aklımdan atmak için yüz yirmi iki defa bir şarkı nakaratı tekrarlamam gerekiyor. Eğer o şarkı olmazsa düşündüğüm şey içimde dönüp duracak ve bir sarmaşık gibi aklımı sarmaya devam edecek. Korktuğum şey aklımda dönüp dururken onu müzik ile bastırmaya çalışıyordum. Kendimi inandırmaya çalışıyorum. Yazık bana. Belki de bu kadar abarttığım ve kaçtığım için düşecektim aşkın pençesine. Kaçtıkça su verip izin verecektim içimde yeşeren filizin büyümesine. “Bu tepe karlı tepe yaylalar.” Gerçekten de mafya mı bu adam? Yani hiç de normal bir iş adamına benzemiyor. Aklını kaçırmış olmalı, gözümün önünde bir adamı vuracaktı. “Oy yaylalar, yaylalar, yaylalar” O kurşun gerçekti değil mi? Hedefte ben vardım, ben. Ben. “İndim su serpe serpe yaylalar” Ona layık olmadığımı mı söyledi? Asıl onun gibi bir adam bana layık mıydı ki? “Oy yaylalar, yaylalar, yaylalar” Gerçekten aklımda onun ile ilgili bir şeylerin geçtiğini mi düşünüyor? Bunu nasıl ima eder? Kulaklığı kulağımdan çıkarıp mutfak masasına bıraktım telefonu. Müzik bile bastıramıyordu aklımda dönüp duran düşünceleri. Tekrar mutfak tezgâhına yönelip bıçağı elime aldım ve yarım bıraktığım domatesleri dilimlemeye devam ettim. Çaydanlıktaki su fokurdadı, uzanıp altını kıstım. Gözüm duvar saatine değdi; 06:36. Sabah namazından sonra Kur’an okumuştum, ardından erken de olsa mutfağa inmiş, kahvaltıyı hazırlamaya başlamıştım. Annem ile güzel bir kahvaltı yapıp ardından da ikinci iş günüme başlayacaktım. Talha, pardon Talha Bey, Yavuz ile evden aldıracağını, onu bekletmemem gerektiğine dair net bir mesaj atmıştı dün gece ben eve geldikten sonra. Hemen altına da maaşımın hesabıma yattığını söylüyordu. İlk işim Sinan denen mahlukun ilk hastane taksitini ödemek oldu. Büyük bir özveri ile kahvaltı sofrasını hazırladığımda annem mutfağa girdi. Gülümsedi masayı görünce: “Günaydın. Niye zahmet ettin kuzum, zaten yorgundun. Biraz daha uyusaydın, e ben hazırlardım.” “Seni bugün şımartmak istedim.” diyerek oturması için sandalyeyi çektim. Ardından ince belli bardağa çay doldurup yanına bıraktım. Karşısına oturduğumda domateslerden bir dilim alıp ağzına attı. Kaşlarını çattı, ardından çatalı bırakıp çayından bir yudum aldı. “Dün ters bir durum mu oldu?” diye sordu endişeli bir ses tonu ile. “Yok anne, ne olabilir? Bir şey olmadı, elhamdülillah.” “Nedir seni uyutmayan, de bakalım?” “Nereden çıkardın aklımda bir şey olduğunu?” Annem çatalı eline alıp domateslerden birine batırdı ve yemen için bana doğru uzattı. Gülümseyerek ağzıma aldığım domates birkaç saniye sonra tatlanmaya başladığında annemin bakışlarına denk geldim. Tuz yerine şeker attığım domatesi ona nasıl açıklayabilirdim ki? “Sen saklamazsın ki benden bir şey. Aklını başından alacak kadar ne oldu?” Karşımda, kızının her şeyini bilen kadına baktım. Haklıydı ama ona zihnimin Talha ile bulandığını anlatamazdım. Yutkundum ve dün ile ilgili tuhaf olmayan durumları ona bir bir anlattım. Sonunda annem: “Madem ben bir psikoloğum, bakıcı değilim diyorsun, o hâlde neden kabul ettin kızım?” diye sordu.

Bölümün tamamını WritePad'de oku