3.Bölüm - 7
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Nemrut Dağı orası…” Leyla’nın sesi ile kendime geldim. Fotoğrafa uzun süredir bakıyor olmam beni biraz utandırmıştı. “Senin neden fotoğrafın yok?” “Ben daha çok küçükmüşüm o zamanlar. 2009’a ait o fotoğraf. Abim, üniversitede, Berzah abi ve Zeyd abi ile Türkiye turuna çıkmışlar. Neredeyse her yeri gezmişler. Daha bir sürü fotoğrafları varmış ama abim yakmış hepsini.” “Neden?” Leyla’nın yüzündeki gülümseme donarken cevap vermek istemediğini anladığım için sessiz kaldım ve ona bakmayı kestim. Albümü kapattığım sırada Leyla yanında tuttuğu defteri bana uzattı. “Bu da senin.” “Talha’nın sana verdiğini biliyordum.” “Abimden almadım. Birkaç hafta önce hastaneye gittiğim gün bahçede bir bankın köşesinde bulmuştum. Özür dilerim izinsiz aldığım için ve okuduğum için. Senin için özel miydi?” “O kadar da değil. Hastaneye beni bulmaya gelmiştin değil mi?” “Evet, abim kızıyordu sürekli. Seni bulmasını istediğimde şaşırdı ve böyle şeyleri takıntı hâline getirmemem gerektiğini söyledi. Ama defterinde yazdıkların beni çok etkiledi. Konuşmak istedim sadece. Abim seni bir defter için bulmasının doğru olmadığını söyledi, o yüzden seni bulmamı istemedi. Bu yüzden ben de yeni bakıcı yerine seni işe alması gerektiğini, sadece seni istediğimi söyledim. İlk başlarda beni ciddiye almadı, ardından ben seni bulmak için hastaneye gelip gittiğimde ciddi olduğumu anladı. Seninle konuşmaktı amacım ama şimdi… Kabul etmeyeceğinden emindim, şaşırdım. Neden kabul ettin?” “Çünkü… parası çok iyiydi.” diyerek dürüst olduğumda Leyla birkaç saniye düşündü. Sanırım paranın gözümde kıymetli olduğu kanısına varmıştı. “O hâlde gitmemen için abimden sana daha çok para vermesini isteyeceğim.” dediğinde ciddi olup olmadığına bakıyordum ki kahkaha attı. Ben de onunla birlikte güldüm. Kapı tıklatıldığında Nazar abla içeri girdi. İkimizi gülerken gördüğünde önce şaşırdı, ardından gülümsedi. “Bir ihtiyacınız var mı diye bakayım dedim. Keyfiniz gayet yerinde galiba.” dedi. “Bir ihtiyacımız yok, teşekkür ederim.” Nazar abla kapıdan çıkmadan hemen önce elini cebine götürüp telefonu çıkardığında bunu sadece ben fark etmiştim. Ve anladığım kadarıyla Talha onu bizi kontrol etmesi için göndermişti. Gözü üzerimdeydi. “Nazar abla nasıl biri?” diye sorduğumda Leyla bana baktı. “Çok iyi biri, ben doğduğumdan beri bu evde. Abdullah amcanın kızı. Onlar ailecek bizimle yaşıyorlar ama tüm aile babamın evinde, onunla birlikteler. Sadece Nazar abla ve Bahadır abi ikisi bizimle kalıyor. Bahadır abi korumaların başında olan, akşama tanışacaksın.” “Tanışacak mıyım?” “Evet, bu evdeki herkesi iyice tanımalısın, dışarıdaki korumalara kadar.” “Bu kadar güvenlik şart mı?” “Babamı sevmeyen bir sürü insan vardı. Babamın yerine abim geçince onu sevmeyen insanlar da şirket ile beraber abime miras kaldı.” “Yine de sana bir zarar vereceklerini sanmıyorum.” dediğimde Leyla’nın yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. “İki yıl önce yürüyüş yaparken yoldan geçen bir kurye bıçağı boynuma dayayana kadar ben de senin gibi düşünüyordum.” dediğinde şok olmuş bir şekilde ona baktım. O yaştaki bir çocuğun boynuna bıçağı dayayarak onu öldürmek istemesine sebep olacak ne olmuş olabilirdi? Daha da önemlisi Leyla hem hastalığı ile hem de bu psikoloji ile nasıl ayakta durabiliyordu? Aklımın almadığı, düğümlediği bir anda Leyla’nın başını öne eğdiğini gördüm. Yapmam gereken şeyi düşündüm. Kendi içimde düştüğüm dehşeti yok mu saymalıydım? Ya da bu anormalliği ona söylemeli miydim? Boğazımı temizledim. “Talha sana bir şey olmasına izin verecek biri gibi durmuyor.” “Abim sevdiği insanlar için gözünü bile kırpmadan birini öldürebilir.” Ölüm kelimesini Talha ile aynı cümlede ikinci kez buluyordum. Aklıma gelen şey ile yutkundum. “Yoksa o günkü kuryeyi de…” “Hayır, yani sanırım hayır. Adamın abimin karşısında iken bıçağı tuttuğu elinin titrediğini hatırlıyorum. İstediğini aldıktan sonra bıraktı beni.” Sessiz kaldım ve gerçekten de Leyla’nın söylediği şeyin gerçek olmasını diledim. Dalıp gitmem üzerine Leyla bana baktı: “Sana ilk g…