3.Bölüm - 2
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Yani, kurşun sesinin duyulma ihtimali %5.” Polis gelmeyecekti. Nasıl bir dünyaydı bu? Kaşlarım çatıldı yeniden. “Biraz önce bir adamı öldürecektin?” “Kanıtın var mı? Neye dayanarak suçluyorsun beni?” “Gözlerime.” “Kanıt değil bu?” “Kameralar?” “Burada kamera yok.” “Hah!” Karşımda ki adamın gerçekten zeki ve tehlikeli biri olduğunu anladım. “Şartları konuşalım.” dedi konuyu değiştirerek. Öfkesini nereye atmıştı diyerek ona bakmayı sürdürdüm. İki saniye içinde ruh hâli değişmiş olamazdı değil mi? “Şart?” “Buraya kadar geldiğine göre iş teklifimizi kabul etmişsin demektir.” “Bu gördüğüm manzaradan sonra gerçekten teklifini kabul edeceğimi mi düşünüyorsun?” “Gördüklerimiz insanı yanıltabilir öyle değil mi? Bir psikoloğa göre önyargılısın. Ne diyordunuz siz, halüsinasyon gördün galiba.” “Hakkımda her şeyi biliyorsun demek. Bu yüzden mi kardeşini hastaneye beni bulması için gönderdin.” Kardeşinden bahsetmem hoşuna gitmemiş olsa gerek, gözlerimin içine bakarak sustu. Bakışlarımı çektim: “O gün hastanede defterimi sen aldın değil mi?” “Hayır.” “Öyleyse beni nasıl buldun?” “Defterinde yazıyordu.” “Hani almamıştın?” “Ben almadım.” “Dalga mı geçiyorsun? Defterimi geri istiyorum, Talha Bahremoğlu. Eğer vermezsen-” “Vermezsem?” Sustum. Onu tehdit edebileceğimi mi düşünüyordum? Ama başladıysam sonunu da getirmeliydim: “Polise ihbar edeceğim.” “Nasıl istersen öyle yap.” Blöfüme kanmamıştı. Sonunda pes ettim, bir defter için bu kadar uzatmayacaktım. Elimle göz kapaklarımı ovdum. Düşünmemi gerektiren tek şey meraktı, bu yüzden büyük masanın karşısındaki deri koltuğa, Talha’ya en uzak mesafeye oturdum. Ona bakmadan bakışlarımı sehpaya diktim. “Baştan başlayalım. Beni nasıl buldun?” “Söylediğim gibi defterinde adın yazıyordu.” “Ev adresimi nasıl buldun?” Sorum üzerine sessiz kaldı. Bakışlarımı ona çevirdiğimde bana onun için kolay olduğunu açıklayan bir bakış attı. Tekrar önüme döndüm. Karşımda ki adamdan korkmuş olmalıydım ki yutkundum: “Defterim nerede?” “Leyla’da.” “Leyla kardeşin değil mi? Sen mi verdin ona defterimi?” “Düşürmüşsün. O da buldu. Okumuş. Yazdıklarından çok etkilenmiş, bu yüzden seninle tanışmak istedi. Ben-” “Hastanede beni mi arıyordu?” “Evet.” “Leyla için mi sürekli karşıma çıkıyordun?” Soruma üzerine sıkılmış gibi kısa bir nefes verdi. “Teklifimizi kabul ediyor musun?” “Şirketinin bir psikoloğa ihtiyacı olduğunu sanmıyorum?” “Şirket için değil.” “Ne için peki?” “Leyla için.” Kaşlarımı çattım: “Bunun için özel bir teklife ihtiyacınız yok. Hastanede terapilerimize katılabilir, ayrıca onun durumunda birkaç genç daha var.” “Öyle değil, Feza. Leyla için yedi yirmi dört çalışmanı istiyorum.” “Nasıl? Tüm gün terapi mi?” “Leyla’nın bir psikoloğa ihtiyacı yok.” Söylediği şey üzerine şaşırdım. Birkaç saniye sonra iş teklifinin ne olduğunu anladığımda şaşırdım. “Ona bakıcılık yapmamı mı istiyorsunuz? Gerçekten mi?” “İki yaşındaki bir çocuğa bakmayacaksın, sadece yanında olman gerek.” “Ben dört yıl psikoloji eğitimini bakıcılık yapmak için almadım. Kardeşini hastane terapilerine getirmeni öneririm.” Ayağa kalkıp kapıya doğru kararlı birkaç adım attım ki Talha’nın sesini duydum. “İki katını öderim.”