2.Bölüm - 7
Yazar: Çiğdem Kılınç

“Seni dinliyorum Feza.” dedi, anlamak istediğini belli ederek. Derin bir nefes alıp ona anlatmadığım kesitleri anlatmaya başladım, tabii yine bazı yerleri kesip atarak. “Onları iki kez gördüm. İlki, Vakıf Hoca’ya anahtarları vermeye gittiğim gün restorandaydı. Çok yağmur yağdığından ıslandığım için nezaket edip şemsiyesini vermişti Talha dediği adam. İkincisi ise geçen defa Aylin ile buluştuğumda durakta. Tevafuktur, karşılaştık. Şemsiyesini iade etmiştim.” “Evin adresini nereden bulmuşlar?” diye merakla sordu. Bu sorunun cevabını ben de bilmiyordum ama annemin bunun için endişelendiğini gördüğümde yutkundum. Çünkü cevabı gerçekten ben de bilmiyordum. “Restoranda Vakıf Hoca’nın yanında görmüşlerdi beni. Öğrenci olduğumu da söylemiştim. Zengin birileri galiba. Bulmak zor olmamıştır.” “Hımm.” Annem sessizce söylediklerimi onayladı. Bir süre düşündü, ardından telefonunu çıkardı. Birkaç tuşa bastıktan sonra telefonu kulağına götürdü. Ben kimi aradığını merak ederken karşı taraf aramayı cevapladı. Annem konuştu. “Hayırlı akşamlar Vakıf Bey. Dildar ben, rahatsız etmedim inşallah…” Şok olmuş bir hâlde anneme baktım. Allah’ım, söylediğim yalan için beni bağışla, diye içimden dua ettim. Birazdan ortaya çıkacaktı. Annem konuşmaya devam etti: “Hamdolsun iyiyim, siz nasılsınız? Birgül Hanım nasıllar?… Allah iyilikler versin. Bir şey soracaktım da… Nuh Holding diye bir şirketi tanıyor musunuz acaba? Ya da Talha diye birini?” Yutkundum. Vakıf Hoca’ya sorduğu sorunun cevabını ben de çok merak ediyordum. Uzun bir sessizlik oldu. “Talha? Hımm, anlıyorum… Yok yok, endişelenmeyin… Feza’ya bir iş teklifinde bulundular, size sormak istedim… Biliyorum Vakıf Bey, teşekkür ederim. Birgül Hanım’a selamlarımı iletin. Hayırlı akşamlar.” Telefonu kapattıktan sonra bir süre düşündü. Onun konuşmasını bekledim ama sessiz kalmaya devam etti. Bu yüzden ben sordum. “Ne dedi Vakıf Hoca?” Annemin bakışları bana döndü. “Bayağı büyük bir şirketmiş. Nuh… Bilmem ne dedi de şu an anımsayamadım. Ona aitmiş. Talha dediği adamın oğluymuş, o yönetiyormuş. Varlıklı, köklü bir ailelermiş, dedi.” Şaşırdım çünkü daha kötü bir yorum bekliyordum. Varlıklı, köklü bir ailenin açılımı yasa dışı işler yapan anlamını da içeriyor muydu? Mafya? Tefeci? Hayır. Eğer öyle olsaydı Vakıf Hoca mutlaka söylerdi. Annem tekrar konuştuğunda şaşırdım. “Vakıf Bey böyle söyleyince bir düşün diyorum. Bu saatte daha fazla meşgul etmek istemediğimden bir şey demedim ama eğer iş teklifi neymiş, nasılmış öğrenmeyi düşünürsen Vakıf Bey’e bir danış. İstemezsen de sorun yok.” Şaşkın bir şekilde anneme bakakaldım. Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Önce kendi aklındaki şüpheleri, sonra da benimkileri ortadan kaldırmak istemişti. Kendi aklındakileri silmişti ancak ona anlatmadığım kısımlar bende daha çok soru işareti bırakmıştı. İçimde kötü bir his oluştu. Huzursuzlandım. Odama çıktığımda ilk olarak namaz kıldım. Ardından üzerimi değiştirip yatağıma uzandım. Talha’nın ve yanında çalıştığını söyleyen adam Yavuz’un ikisinin de mafya ya da tefeci olduğuna adım gibi emindim. Lakin beni yanıltmışlardı. Haklarında en azından kötü bir şey duymayı bekliyordum. Bir psikolog adayına önerecekleri iş teklifi ne olabilirdi ki? Şirket için bir terapi mi? Yok canım. Kendi için mi? Neden ki? Bana yardım teklif edip durduğundan bir anlam çıkarmalı mıydım? Hayır, hayır… Bir anda kafamda yanan ampulle yerimden doğruldum. İlk olarak sabahki fatura, sonra bu iş teklifi… “Yettim kulum.” diyordu Rabbim. O anda içime bir ferahlık doğdu. Gerçekten de iş teklifini düşünmeli miydim? Ama psikolog olduğumu, adımı ve adresimi bir anda bulup kapıma gelen bu adamlara güvenebilir miydim? Yoksa defterim? Kaybolmuştu da bu adamlar mı bulmuştu? Hastanede uyuduğum sırada mı almışlardı? Delirmeye ramak kalmışken sonunda gözlerimi kapatabildim. . . .