Üsteğmen Taner Bozkurt
Yazar: Nur

"Hahahah Sultan abla ya alemsin vallahi" diyen bir sesle yastıktan başımı kaldırdım. Benim güzellik uykumu kim bölmüştü? Gözlerimi zorlukla açıp gözlerimi ovuşturdum. Saate bakmak için telefonuma uzandığımda saatin öğlen on iki buçuğu gösterdiğini hala uyku mahmuru olan gözlerimle zor seçebildim. "Ay İmge nerede?" diyen ikinci bir yabancı sesle kaşlarım çatıldı. Ne oluyordu ve bunlar kimdi?! Hayır hayır annem düşündüğüm şeyi yapmış olmasındı! Akrabaları ve komşuları çağırıp gün yapıyor olmazdı! Ben nöbetten yeni çıkmıştım yorgundum, hatta yorgunluktan ölüyordum ve annem mahalledeki neredeyse herkesi çağırıp gün yapma kararı almıştı. Benim canım(!) annem. Oflaya puflaya yataktan doğruldum. Yatağımın karşısındaki aynadan kendi tipimi gördüğümde bir tövbe estağfurullah çekmeyi de ihmal etmemiştim. Üç harfliler fal filmindeki cine benziyordu tipim. Sarı en son topuz halinde bıraktığım saçlarımdaki toka ne hikmetse düşmüştü ve güzelim sarı saçlarım kuş yuvasına dönmüştü, gözlerimin altında üç farklı mor tonunda torba oluşmuştu. Ağzımın suyu yastığıma akmış ıslaklık bırakmıştı. Belim desen ağrı bir ağrıyordu. Ayak tabanlarıma değinmek bile istemiyordum. “İmge gelse de bir tansiyonumuzu ölçse, demi Sultan abla yani sonuçta doktor” dedi bir kadın sesi, uykudan yeni uyandığımın verdiği mahmurlukla bu cümlenin kime ait olduğunu anlamam yaklaşık bir dakikamı aldı. Ayşe teyze… Tabi ya ben okulu altı yılı, koca tıp fakültesini sizin tansiyonunuzu ölçmek için okumuştum. Ki evde tansiyon aleti yoktu. Saçımdaki karmaşayı kolay kolay çözemeyeceğimi daha fazla da yatmanın bir anlamı olmadığını bildiğim için yataktan kalktım. Elime tarağımı alıp beş dakika bakın gerçekten beş dakika boyunca saçlarımla uğraştım. En sonunda açılmışlardı(!). Üstüme baktığımda hastane kıyafetleriyle uyuya kaldığımı fark edip yüzümü buruşturdum. Zaten tüm gecemi hastanede geçirmiştim yani daha fazla bu kıyafetlerle durmak ölüm gibi bir şeydi. Dolabımın kapağını açtığımda içinin halini gördüğümde dolabıma acıdım. Baya dağılmıştı. Pek fazla takmayıp üstüme siyah ince bir tişört altıma da gri bir eşofman giyerek en rahat kombinimi yapmıştım. Tabi en rahat ettiklerim pijamalarımdı ama evde misafir vardı malum! Giyemiyordum… Odadan çıkmadan önce kendime bir baktım, hala çok kötü görünüyordum ama en azından tipim biraz daha toparlanmıştı. Göz altıma baktım yok oluru yoktu bu işin, elime makyaj süngerini ve kapatıcıyı alıp güzelce göz altlarımı kapattım. Telefonumu cebime atıp odanın kapısını açtım. Benim odam maalesef misafir odasının tam karşısındaydı. Derin bir nefes alarak dışarıya adımımı attım. Kapının açılma sesiyle herkesin bakışı bana döndü. “Ooo prensesimiz kış uykusundan uyanmış” dedi Aras, yine ağzını burnunu kırma fikri kafamın içinde yankılanırken kardeşim olduğu düşüncesi aklıma geldiğinde derince bir nefes aldım. Bir…iki…üç…dört…beş… İçimden sayı sayarken bakışlarımı kardeşime kaydırdım. Misafir odasının sandalyesinde oturan, hemen sağında diğer kardeşim Altay ve arkadaşları- daha doğrusu misafirliğe gelen iki akrabanın torunları olduklarını- düşündüğüm iki kişi daha vardı. Onları da tanıyordum. Altay'ın sağında oturan Tuna, Aras’ın da sol yanında olan Turan vardı. Altay, Aras ve Tuna on altı yaşındayken, Turan ise on sekizine yeni girmişti aralarında çok büyük bir yaş farkı yoktu anlaşabiliyorlardı. Bunada şükür Yarabbim, bir de anlaşamazlarsaydı ve gelip bana sarıp dursalardı, hepsini ayrı ayrı boğardım artık. “Aras kaşınma” dedim sesim boğuk ama biraz da siniri çıkınca, Aras hemen ağzına fermuar çekme hareketi yaptı. “Ayy kızımm benim bir tansiyonumu ölçüver” dedi Fatma teyzede üst komşumuzdu, her yerinden şikayet eden, odadaki neredeyse çoğu kişiden yaşlı ama hepimizden daha sağlıklı olan Fatma teyze kimi zaman gelinine iş yaptırmak için bile numara yapan insandı. Ben böyle deyince gelini de hiç iş yapmıyormuş gibi göründü farkındayım! Ama kız haftanın iki günü gidip temizlik yapan, akşamları da kendi evinden saklama kaplarıyla kaynanasına yemek taşıyan…