Nöbetten Çıkınca
Yazar: Nur

Hastanenin o boğucu ilaç kokan havasından çıkıp kendimizi dışarıya Damla ile beraber fırlattığımızda adete ölmüştük. Başımı kaldırıp hastanenin ilaç kokan havasından sonra dışarıdaki temiz hava ilaç gibi gelmişti. Gökyüzüne baktığımda gördüğüm manzara saatlerdir cayır cayır yanan gözlerime adeta bir teselli gibiydi. Aynı bir tabloyu andırıyordu. Sabahın erken saati olması sebebiyle hava hala gri- lacivert tonlarındaydı lakin ufuk çizgisi kızıl ve turuncu renklerine boyanmıştı. Dediğim doğruydu hava aynı bir tabloydu; siyah ve beyazın buluşması gibi zıt ama bir o kadar da eşsiz bir güzellikteydi. Aynı benimle o bordo berelinin üniformasının rengiydi. O karaydı, o siyahtı. Her türlü acıyı biliyordu, şahit olmuştu vatanın binlerce çelik yürekli askerlerinden sadece birisiydi. Ben yaşamı korumaya yemin etmiştim. O ise, yaşamların özgürce devam edebilmesi için vatanına, ay yıldızlı bayrağına ve silahına yemin etmişti. O gözü kara bir askerdi, bense yaşamları korumaya yemin etmiş bir doktordum. O soğuk dağlarda iken ben sıcak hastanelerdeydim aramızdaki en büyük fark buydu bizden olmazdı. Ben yapamazdım asker yolunu gözleyemezdim... Kalbim buna dayanmazdı. Damla'nın homurdanmasıyla düşüncelerimden sıyrıldım. Gerçektende üstümüzden resmen tır geçmiş gibiydi her kemiğim, özellikle ayak tabanlarım sızım sızım sızlıyordu. "Bence biz nöbet yerine başka bir şeyden çıktık bu nöbet olamaz" diye sızlandı Damla. Sonuna kadar arkadaşıma katılıyordum. "Hele gelen o alkollü adam bizi bitirdi" diye homurdandım. "Ambulansın bir içine sıçmadığı kaldı şerefsizin, polis ve jandarma olmasaydı işimiz zor" dedi Damla. Adam bir meyhane kavga çıkartmıştı, yaklaşık iki saat kadar yiyip, içip ve eğlenip en sonda hesabı ödemem demiş. Ortalığı dağıtmıştı. Meyhanedeki müşterilerden birisinin kafasında tabak diğerinin de sırtında sandalye parçalayınca işletmenin sahibi en son çareyi polis çağırmakla bulmuş. Adam kendisini de yaralığı için ambulansla, polis olay yerine beraber intikal etmişti. "Kızım siz vaka teslimi yapıp istasyona geçtiniz, asıl kıyamet acilde koptu zaten" dedim bakışlarımı yanımda yürüyen arkadaşıma çevirerek. "Adam zaten polis eşliğinde geldi jandarmalar da koridorda tur atmaya başladılar. Neyse oda kapısı açık adama müdahale ediyorum flaster almak için arkamı döndüğümde adam serum askısını bana fırlatıyordu resmen ama jandarma yetişti yardım falan ettiler." Damla duyduklarıyla gözlerini fal taşı gibi açtı, üzerindeki o fosforlu sarı 112 ATT üniformasının yakasını düzeltirken, "Hadi canım!" diye soluklandı. "Kızım biz ambulansta herifi zor zapt ettik zaten, demek acili de birbirine katmaya niyetliydi pislik." "Aynen öyle," dedim, adımlarımı zorlukla ileriye doğru atarken. Üzerimdeki beyaz hemşire önlüğünün ceplerine ellerimi sıkıştırdım. Ayak tabanlarımın sızısı artık dayanılmaz bir hal almıştı. Caddenin köşesindeki fırından taze çıkan poğaçaların o buram buram, sıcak kokusu burnumuza dolduğunda ikimiz de aynı anda yutkunduk. Pilimiz tamamen bitmişti ama o alkollü kaosun yarattığı iğrenç adrenalin hâlâ damarlarımızda hafifçe geziniyordu. "Hadi yürü, şuradan sıcak birer simit alalım da minibüse öyle binelim," dedi Damla koluma girerek beni fırına doğru çekiştirirken. Fırına doğru henüz iki adım atmıştık ki, caddenin o ıssız ve soğuk loşluğundan iki gölge önümüzü kesti. Üzerlerinde ne idüğü belirsiz montlar, ellerinde sigaralarıyla leş gibi alkol kokan iki sokak serserisi tam karşımızda dikiliyordu. Adımlarımız kendiliğinden yavaşlarken içimdeki o kaos alarmı saniyeler içinde kırmızıya döndü. Sabaha kadar zaten o sarhoş herifin rezilliğiyle uğraşmıştım, sabrımın son kırıntıları da tükenmek üzereydi. İçlerinden zayıf ve tekinsiz olanı, gözlerini arsızca Damla’nın üzerindeki sarı üniformada ve benim üzerimdeki o beyaz doktor önlüğünde ve içimdeki mavi doktor srcubsındaydı, göz gezdirip sırıttı. "Ooo... Güzellikler de tam buradan geçiyormuş sabah sabah," dedi, sesindeki o iğrenç gevşeklikle. "Nereden böyle erkenden? Yalnız yürümeyin, arkadaşlık…