Yeşil Gözlü Yabancı
Yazar: Nur

On dakikanın sonunda acile vardığımızda ortalık mahşer yeri gibiydi. Her yere koşuşturan doktorlar, hemşireler, ağlayan hasta ve hasta yakınları vardı. O sırada hemen karşı sedyede hastaya müdahale etmeye çalışan Erdem hocayı görmemle yanına hızlı adımlarla koştum. "Geldim hocam" "Araç içinde sıkışıp kalmış, kaburgalarında ciddi ezik ve büyük ihtimalle kırık var. Iç kanama şüphesi var. Dumana maruz kaldığı için saturasyon düşük hemen damar yolundan sıvı takviyesine başla" Koşar adımlarla tepsiden intraket flaster alıp geldikten sonra turnikeyi bağladım. Damar yolları çok incelmişti ama uzun süredir acil tozu yemiş ve uzun süre bebek servisinde çalıştığım için damar yolunu kolaylıkla açtım. Çünkü bu sırada hemşireler diğer hastaların aciliyetiyle ilgileniyordu ortalık mahşer yeri gibiydi. Hemşire bekleyecek zaman yoktu. Hemen izotenikli serumu hazırlayıp hastaya taktım, ama saturasyon hala yerlerde sürünüyordu. Hastada oksijen maskesi vardı ama trakeası kapanıyorsa oksijenin düşmesi olağan bir şeydi. "Hocam saturasyon iyice düştü 55, entübe etmemiz gerekli" Erdem hoca hızla entübasyon setine uzanırken, monitörden gelen o ritmik bip sesleri aniden kesildi. Kulak tırmalayan, dümdüz ve upuzun bir ton odayı doldurdu. Asistoli. "Hasta arrest oldu!" diye bağırdı arkadaki hemşire hastayı yeni teslim edip bizim yanımıza koşan hemşire. Zaman benim için o an durdu ama bedenim refleksle hareket etti. Saniyeyi bile harcamadan hemen sedyenin yanındaki basamağa çıktım. Ellerimi kenetleyip hastanın o ezik kaburgalarına zarar vermemeye çalışarak, tam göğüs kemiğinin ortasına yerleştirdim. Tüm gücümle ritmik bir şekilde bası yapmaya başladım. İçimden ritmi tutturmak için sayıyordum: Bir ve iki ve üç ve dört... Doktor bir yandan boğazına tüpü yerleştirmeye çalışırken bana bağırdı: "Kaburgaları kırık, çok yüklenme ama bası derinliği az olmasın! Mavi kod verin, hemen!" Doktor boğazına tüpü yerleştirip kılavuz teli hızla çekerken, ambuyu balonunu tüpe bağladı. "Solutmaya başladım! Masaja devam et!" diye bağırdı "Mavi kod verildi hocam!" diye seslendi diğer hemşire, bir yandan da acil arabasından ilaçları hazırlıyordu. Ben ritmi bozmadan göğüs kemiğine yüklenmeye devam ediyordum. Kırık kaburgaların altımdaki o esneme ve çıtırtı hissi midemi bulandırsa da duramazdım. Durduğum an ölecekti. Alnımdan süzülen ter kirpiklerime yapıştı. Doktor gözünü monitördeki o dümdüz, acımasız çizgiye dikti. "Ritim hâlâ asistoli. Şoklanmaz bu ritim. Hemen damar yolundan bir ampul Adrenalin yapın! Arkasından serumu hızlandırın, ilaç kalbe çabuk ulaşsın." Diğer hemşire enjektörü damar yolundaki üçlü musluğa takıp ilacı hızla puşe etti. "Adrenalin yapıldı, serum açıldı!" Zaman mefhumunu tamamen kaybetmiştim. Beşinci tur, onuncu tur, kaçıncı doz Adrenalin yapıldı artık saymayı bırakmıştım. Dile kolay, tam yirmi dakikadır o sedyenin tepesinde, kırık kemiklerin acımasız çıtırtısı eşliğinde göğüs basısı yapıyordum. Kollarım asit birikmesinden cayır cayır yanıyor, bacaklarım titriyordu. Alnımdan süzülen terler kirpiklerimi çoktan geçip hastanın kanlı önlüğüne damlıyordu. Ama bırakmıyordum. Bıraktığım an, o yirmi dakikalık emeğin ve altımdaki bu genç hayatın sonu demekti. Doktor saate baktı, yüzündeki o çaresiz ifadeyi görebiliyordum. "Son bir tur daha dönelim, dönmezse..." Cümlenin sonunu getirmedi ama hepimiz ne demek olduğunu biliyorduk. Eks mevt. "Bir ampul Adrenalin daha puşe et!" diye bağırdı diğer hemşireye. Bana döndü, "Ritim kontrolü, masajı durdur!" Ellerimi hastanın göğsünden çekip bir adım geri sendeledim. Gözlerim kararıyordu. Hepimiz nefesimizi tutup monitöre baktık. Yirmi dakikalık o uğursuz düz çizgi, aniden çılgınca zikzaklar çizmeye başladı. Dalgalı, karmakarışık ve ritimsiz tepecikler... "Asistolidan çıktı! VF'ye (Ventriküler Fibrilasyon) döndü!" Erdem hocanın gözleri parladı. "Şimdi şoklayabiliriz! Çabuk, defibrilatörü iki yüz jole şarj edin!" Cihazın o tiz yüklenme sesini duyduk: Vınnnnn. Kaşıklar hastanın göğsüne yerleştirildi. Doktor etrafına kükredi: "A…