İSTANBUL MAVİSİ
Yazar: Mely

"Her şey senin elinde. Güç de güçsüzlük de" Elimde ki kek ile Çağrı'ya bakakalmıştım. Yüzü harap haldeydi. "Çağrı" derken anlamsızca bana bakıyordu. "Konuşmamız gerekli" netti sesi. Bir şey olmuştu. Sadece bir saniye içinde huzur hissim gitmiş korku ile dolmuştum. Evden çıkıp kapıyı araladım. Elimde ki kapının önüne koydum. "Dinliyorum" dedim önünde dururken. "Ne zaman gideceksin?" Diye sormasını beklemediğim için şaşırmıştım. "Gitmeyeceğim Çağrı" sesimde ki keskinliği bende beklemiyordum. Kaşları havalanırken bir anda vücudunun gerildiğini hissettim. "Gideceğim demiştin" isyan ediyordu. "Gidemem Çağrı" dedim kısaca ona açıklama yapmak istemiyordum. "Benim için arkadaşlarım görev yerlerini buraya aldırdılar" açıklama yapmak istemesem de sorgulayıcı ve öfkeli bakışlarından kurtulmak için yapmış bulunmuştum. Ondan korktuğumu hissederken kalbime ağırlık verdi bu gerçek. Bir zamanlar en güvendiğim limandan şimdi korkmak kadar acı bir şey yoktu sanırım. Çağrı'nın dudakları alaycı bir şekilde kıvrıldı. "Arkadaşlarının benden değerli olması komik" dedikten sonra hayal kırıklığı ile kafasını salladı. "Neyse" "Ural amca ile konuştum" diye ekledi. Kalbim hızlanırken sakin olmaya çalıştım. Bir şey mi olmuştu.. "Ne konuştun?" Diye sordum sesim titrerken "Sen gitmezsen ben Yelken'den ayrılacağım" söyledi cümle kalbimde ki ağırlığı kat ve kat arttırmıştı. Gözlerim dolarken ağlamamak için gözlerimi kırptım birkaç defa. "Ne anlatıyordun sen Çağrı" sesim haddinden yüksek çıkmıştı. "Bana yine neyin günahını yükleyeceksiniz Allah için" Ellerimle yakalarımı çekiştirdim. Sinir beni ele geçirmişti. Kendimi kontrol edemiyordum. "Ben yaşadığım acının günahını kimseye yükleyemedim. Altı yılın acısını yükünü dört günde verdiniz bana" "Ben sadece kendimi seçtim Çağrı" artık göz yaşlarım akıyordu. "Gelmedin Çağrı bana sırt döndün" "Ben utancımdan aileni bırak benimle gel diyemedim ama sende bana ben gelirim demedin" o anda arkama ki kapı açılmıştı. "Biliyordun Çağrı, burada olmak istemediğimi ailemin adı altında olan bir Mavi olmak istemediğimi biliyordun ya sen" Çağrı'nın gözlerinde hüzünü yok sayıp konuşmaya devam etmek istedim ama o anda omuzumda bir el hissettim. Kafamı çevirip baktığım da öfkeli bir Ahmet gördüm. Kitlenmiş Çağrı'ya bakıyordu. "Bu kız vebalini ödedi de siz onun vebalini nasıl ödeyeceksiniz acaba" derken beni yanına doğru çekti. "İstersen siktir git fizana umrumuzda değil. Biz buradayız ve gitmiyoruz. Seni, nişanlanacak olan seni bir daha Mavi'nin etrafında görmek istemiyorum" dedikten sonra kolunun altına aldı beni. Çağrı bir adım yaklaşıp önümüzde durdu. Göz yaşlarım hızlanmıştı. Burnum resmen yanıyordu. Yine bir kriz geçirmek istemediğim için Ahmet'in koluna tutundum. "Sen kimsin?" Çağrı'nın iğneleyici sesi ile gözlerine baktım. Karanlıktan başka bir şey göremedim. Ahmet ufak bir kahkaha attı ve bir adım daha atıp Çağrı'ya yaklaştı ama beni de kolunun altından ayırmadı. "Bunu tekrar konuşup hatırlatmamı mı istersin Çağrı" aralarında bir mesafe dahi kalmamıştı. İkisinin de nefreti birbirinden büyüktü. Çağrı sertçe yutkundu. ''Sen hiçbir şeysin'' diye konuştu Çağrı dişlerinin arasından. Ahmet sinirle Çağrı'yı omuzundan itti. Çağrı yerinden kımıldamadı ama öfkesi daha da harladı. ''Senin mal gibi görüp gittiğinde kal geldiğinde git dediğin kadın benim kollarımın altında dünyanın sahibi. Bu da yeterli bir şey olmam için'' duyduklarım kalbime otururken Ahmet'i hafife aldığımı fark ettim. Evet Çağrı zekiydi, sinsiydi.. Konuşarak dövüşürdü herkesle ama Ahmet.. Ahmet'in bir kelimesi dahi Çağrı'yı yerle bir etmeye yetmişti. Çağrı'nın gözleri bana kaydı. Ne gördü ya da ne anladı bilmiyorum ama arkasını dönüp hızlıca evden ayrılmıştı. Ahmet bana baktı. Gözlerinde ki o öfke gitmiş yerine yumuşaklık gelmişti. ''İyi misin?'' diye sorarken kollarını biraz daha sıkmış varlığını hatırlatmıştı bana. Burnumu çekerek kafamı salladım. ''O zaman keyfimize devam edelim'' diyerek yönümüzü kapıya doğru çevirdi. Bahçe ortadan bölüktü arkası ve önü vardı. A…