KÖTÜLÜKTEN GELEN İYİLİK
Yazar: Mely

Ahmet.. Ahmet Adal.. Saatlerdir susarak ilk benim konuşmamı bekliyordu. Neden ağladığımı neden bu kadar bitik bir halde olduğumu sormuyordu. Başım omuzunda, sırtım yatağın sert tahtasına değiyordu. Burnumu çektim ''Neden gitmiyorsun?'' sonunda sesimi duyan Ahmet derin bir iç çekti. Uzaktan duyan yüz yaşına gelmiş bir adamın yorgunluğu derdi ama öyle değildi. Kalbi beni sevmekten yorulmuş Ahmet'in yorgunluğuydu. ''Nereye?'' diye sorarken karşımızda duran aynadan bize baktım. Ahmet bana bakıyordu ben ise ne zamandır bana baktığını bile fark etmemiş gözlerimi kapatıp sadece ağlamıştım. Ben Ahmet'in omuzunda hep ağlamıştım. Kırık bir gülümseme yerleşti dudaklarıma. ''Tezin kabul edilmiş. Neden gitmiyorsun Venedik'e?'' başımı omuzundan kaldırıp yatağa yasladım. Ahmet'in başı boşlukta kaldığın da bir şey demedi o da benim gibi arkasına yaslandı. Aynadan hala bana baktığını hissediyordum. Cesaretim yoktu ki bende ona bakayım. ''Gidemem'' dedi net bir şekilde. Neden diye sormak için açtığım ağzım onun sözleriyle boğazıma dizilmişti. ''Seni bırakamam Mavi'' yasladığı başını bana çevirdiğin de bakışlarımız birbirine değdi. Sol gözünde yavaşça bir yaş süzüldü aynı hızda o yaş bir mermi gibi göğsüme saplanmıştı. ''Gel diyemem ama gitmem de, bırakmam seni'' mermi kalbime ulaştığında kesik bir iç çektim. Çağrı'ya benimle gel dememiştim ama gitmiştim, ben bırakmıştım. ''Ne olursa olsun mu?'' diye mırıldanırken avucumu yüzüne yaslayıp göz yaşını sildim. Kafasını salladı usulca. ''Ahmet gitmelisin'' dedim bunu hiç istemesem de. Yavaşça kafasını salladı iki yana. ''Gel benimle'' ellerimi avucunun içine aldı. ''Gel Mavi'' umut dolu sesinde kendinin bile fark etmediği vazgeçmişlik vardı. Manisa'ya gelmeden önce bana bu teklif yapılmış olsaydı sanırım giderdim ama artık gidemezdim. Babamı bırakamazdım.. ''Çok isterdim ama gelemem'' kısık bir nefes verdim. ''Babam bu halde iken onu bir daha terk edemem Ahmet anla beni'' gülümsedi. ''Biliyorum o yüzden zaten gel diyemem ama seni bırakmam Mavi'' konuşmasına net bir şekilde devam ediyordu. ''Ben senden önce nasıl yaşadığımı nasıl nefes aldığımı bilmiyorum Mavi. Sensiz bir yaşam nasıl sürer düşüncesi bile beni korkutuyor. Inan bana karşılık verme ama benim hayatımda kal benim için yeterli. Sen yaşa sen mutlu ol ben zaten iyi olurum'' söylediği cümleler kalbimi ısıtırken düşündürüyordu beni. Bir insan sevilmediği yerde nasıl dururdu? Hayat böyle miydi? Gerçek aşk gerçek sevgi bu muydu? O zaman benim Çağrı'ya hissettiğim neydi? Ahmet'in bu duyguları karşısında ne hissedeceğimi bilmiyordum. ''İnelim mi aşağı?'' diye sorarken yanımdan kalktı Ahmet. Göz yaşlarımı silerken saçlarıma bir buse bıraktı. Elini tutup ayağa kalktım. Telefonumu alıp cebime attım. Birlikte aşağı indiğimiz de herkes televizyonun başındaydı. Haberlerde yapılan saldırıyı konuşuyorlardı. Tekli koltuğa oturduğum da Ahmet de Gökhan'ın yanına oturdu. ''Olaylı geldik resmen şimdi herkes bizi konuşur'' diyen Emre'ye baktım. Yerde oturuyordu. Bağdaş kurmuş elinde çayı ile gazete okuyan dedelere benzemişti. Eren ile göz göze geldik o an. Saniyelik bir bakış ile anlamıştık birbirimizi. Konuşmak istiyordu ama buna benim gücüm var mıydı şu an bilmiyordum. Aklım hala Çağrı'nın sözlerindeydi. ''Yelken'de görev yapacağız bir süre'' dedim güçsüz çıkan sesimle. ''Hım'' dedi Gökhan ve ardından bana doğru döndü. ''Mail atmışlar bugün gördük yavrum'' diye ekledi. ''Heyecanlı ama huzursuzum açıkçası o Çağrı'yı gördüğüm her an indirmek istiyorum'' kaşları çatılmış nefreti gerçekten sesine vurmuştu. ''İşimize bakalım olur mu? Kimse benim yüzümden huzursuz olup böyle saçma olayların içine girsin istemiyorum'' diye konuşurken yanımda ki küçük yastığı alıp bacaklarımın arasına sıkıştırdım. ''Çağrı'nın derdi benimle sizinle ilgili bir şey yok. Siz kariyerinize odaklı olun zaten bir kaç hafta sadece sonra Ulu da bizi huzursuzluğa itecek kimse yok'' diye ekledim. ''O ne demek Mavi'' diye çıkıştı Emre. O sırada Eren ayağa kalkıp mutfağa gitmişti. ''Hepimizin derd…