5 - Etiket
Yazar: Esra Türker

"Bu sefer otobüs bozuldu numarasını yemeyecek hocalar." Ton balıklı salatanın son lokmasını ağzıma atarken bir yandan Nisa'ya tebessümle mesaj atmakla meşguldüm. Okul başladığından beri yedi buçuk ay içinde tam dört kez bu yalanı söylemişti. Bu beşinci olacaktı ve tam da yarım gün yok yazılabileceği bir saatte yetişecekti derse. İtiraz mesajını beklerken bir yandan kantinde tek başıma oturduğum için gülümsememeye çalışıyor, bir yandan son lokmamı çiğniyordum. Meyve suyumun son yudumunu kafama dikerken gözlerim kantin penceresine takıldı. Gayriihtiyari çarpıştığım kahverengi gözler, başımı ansızın diğer tarafa çevirmeme neden oldu. Bir çift kahverenginin beni gözetlediği ihtimalini hemen zihnimden savuşturdum. Telaşlı bakan ve pencereden köşe bucak kaçan gözlerim sağa-sola çarparken kadrajıma Firdevs girdi. "Nasılsın bebiş?" diyerek gelip yanıma oturdu. Fazlasıyla neşeliydi ki bu onun her zamanki ruh hâliydi. "İyiyim, sen nasılsın?" diyerek gülümsemeyi denedim. Tam şu an Nisa'ya ihtiyacım vardı. Tam şu an yanımda birinin, güvendiğim birinin olmasına ihtiyacım vardı. Acınası bir hâlde dayanacak bir şeyler aradım. Oysa buna ihtiyacım olması gerekmezdi. Ve düşünmeye başladım. Belki de kendimin üzerine çok gidiyordum. Belki bazı sorumlulukları sırtlanmamalıydım. Üstelik o sorumluluklar bana ait bile değildi. "İyiyim, ne yiyorsun?" Meraklı gözleri plastik kaba dokundu. "Salata yedim." "Ben de mi yesem?" diye mırıldandı. Düşünceli bir şekilde kaba bakarken esmer yüzünü inceliyordum. Firdevs gerçekten çok güzel bir kızdı ve dudağının sağ üzerindeki benin kesinlikle karakteristik bir havası vardı. Salata yeme fikrinden hemen vazgeçip, "Neyse ya, sonraki teneffüs bakarım, aç değilim." dedi kendi kendine. Siyah gözlerini gözlerime çıkardı. "Çağrı'yı gördün mü?" Gözlerim pencereye kaçamak bir bakış attı. Bahçede olduğunu söyleyecek oldum fakat hemen vazgeçtim. Vazgeçişim de apaçık bir kaçıştı. Bir kez daha kendime kızdım fakat yine de, "Bilmem, bahçede falandır herhalde." demekten alıkoyamadım kendimi. Firdevs bahçeye bakınırken benim gözlerim de onun kadrajını taramaya başladı. Arkadaşlarıyla oturmuş sohbet eden Çağrı'yı görüp heyecanla ayaklandı. Bir çift kahverengi göz, bu kez Firdevs'in esmer yüzünde geziniyordu. Firdevs, "Görüşürüz, ben yanına geçeyim." dedi ve uzaklaşmaya başladı. "Görüşürüz," diye mırıldandım arkasından. Kısa bir süre Firdevs'in uzaklaşan sırtını izledim. Akabinde gözlerim yeniden arka bahçeye döndü. Bir kez daha karşılaştım Çağrı'nın gözleriyle. Bu defa hızla ayaklanıp ters istikamete, ön bahçeye ilerlemeye koyuldum. Bir kez daha bir kaçış içindeydim ve bu sefer bunun zemin hazırladığı şey hızlı adımlarımdı. Ön bahçeye çıkıp oturacak boş bir yer bulana kadar ilerledim. Adımlarımın tedirginliği zemini tam anlamıyla eziyordu. Ve düşünmeye başladım. Belki de ben gerçekten söyledikleri gibi şımarık, kuruntulu, yapmacık ve hatta belki de kendini beğenmiş bir ergendim. Boş bir banka oturup kollarımı bağlarken gözlerimi zemine diktim. Nisa gelene kadar öylece oturdum. Tam önümde duran asfaltın üzerinde soru cümleleri akıyordu. Her soru cümlesinde sırtıma bir yük daha bindiriyordum. Her yükte biraz daha kamburum çıkıyordu. Etiketlerimi ve kaçışlarımı düşünüyor, tüm bu soru işaretlerinden sıyrılsam ulaşabileceğim çıkış kapısını görmezden geliyordum. Bu düşünceler içimde çığ gibi büyüdüğünde bunaldığımı hissettim. Bunda sıcak havanın da etkisi var sandım ancak hava sıcak falan değildi. Gömleğimi yelleyerek derin derin soluklandım. Stresten nefret ediyordum. Bunalan ensemi havalandırmak için uzun sarı saçlarımı ellerimle omzumun üzerinden geriye ittim. Tam bu esnada önümden geçen iki kız, beni zihnimin çıkış kapısından biraz daha uzaklaştırdı. Bir tanesinin, "Kendini beğenmiş!" diye söylendiğini işittim. Duraksadım. Sesini gizleme ihtiyacı duymamıştı. Ergenlik çağlarındaki yaşıtlarımın ne kadar acımasız olduğu bir kez daha çarpıyordu yüzüme. Bu sözlerin hedefinde benim olmadığına kendimi ikna etmeye çalışsam da bunun benim…