5.Bölüm
Yazar: Sudenur Demir

Göz kapaklarım ağırlaştığında başımda şiddetli bir ağrı hissettim. Sanki hayatımın tüm acısı şu an başımdan çıkıyor ağırlığını ise göz kapaklarıma veriyordu. Hayatın ağırlığını hangi organ taşırdı? "Uyan, Alina." diyen sese bile tepki vermek istemedim. Benim adım Alina değildi; herkes doğuştan öğrendiği isme tepki vermez miydi? Duyamadım bile, duyduysam bile bana denildiğini anlamadım ve hissetmedim. Alina ismine alışmam için neredeyse üç ay kendimi eve kapatmam gerekmişti. Benliğime ait olmayan bir şeye sıkı sıkıya sarılıp alışmaya çalışıyordum çünkü. Başımdaki ağrı iyice devam ettiğinde daha da keskinleşti ve bembeyaz bir parlaklık gördüm. Simsiyah olan her şey bir anda bembeyaz bir ışığa kendini bıraktı. Tam şu anda öldüğümü ve bir evrene gittiğimi hissettim. Gözlerim yavaşça kendini hafifliğe bıraktığında biri gözüme ışık tutuyordu. "Sonunda," dedi eline ışık tutan kişi. Yüzüne bakmadım bile çünkü gözüm sızım sızım sızlıyordu. Canım gibi… ya da ruhum gibi… Bir anda tekrar başka bir yere savrulduğumda gözlerim sımsıkı kapandı. Hayata tutunmaya çalışmam gibi… Başka bir beyaz ışık vurduğunda gözümü hızla tekrar açtım; bir yerden bir yere savrulmak can alıcıydı. Gözüme tekrar tutulan beyaz bir ışıkla rahatsız oldum ve o eli tutup yana savurdum. Gözlerimin birkaç saniye kendine gelmesini beklerken endişeli, koyu ela bir çift göz beni karşıladı. "Kızım…" dedi dolu dolu. Fedayi amcaydı, tüm yalan kelimeleriyle. "Şu anda iyi; anlık bir korku ile bayılmış olmalı, buna dikkat ederseniz iyi olur," diyen yabancı bir erkek sesiyle kafamı yana çevirdim. Salonda yeşil koltuğun üzerinde uzanırken yanımda Fedayi amca, koltuğun arka kısmında gözlüklü bir adam vardı. Bu adamı tanıyordum; aile hekimimizdi. "Şu an bir sorun yok değil mi?" diyen sesi ezelden tanıyordum. Kafamı Fedayi amcadan yana çevirdiğimde endişeyle ayakta ahşap masanın arkasında kaldığını gördüm Boran’ın. Bana değil doktora bakıyordu. Doktor ona açıklama yapmaya başladığında benim gözlerim çapraza kaydı. Orada bana bakan başka bir çift göz vardı. Kahverengi gözlere odaklandığımda orada endişe göremedim; onun yerine merak pırıltıları olan gözler gördüm. Efe komiser hâlâ buradaydı ve herkesten uzak, salon girişindeki üç merdivenin üstünde duvara yaslanmış, kollarını önünde bağlamış öylece herkesi izliyordu. Sanki bir tiyatro seyreder gibi. Sanki tiyatro bittikten sonra bu oyunculuğu alkışlayacakmış gibi… "Baba." dedim en net vurgulu sesimle; gözlerim Fedayi amcada değil Efe komiserdeydi. Sanki beni görecek, baba dediğimde dilimin yandığını anlayacakmışçasına net ve vurgulu söylemiştim. "Canım," diyen Fedayi amcaya döndüğümde hâlâ endişeyle bana bakıyordu. "Neler oldu?" dediğimde boğazımın kuruluğu canımı yaktı. Toparlandığımda elini destek olarak sırtıma koydu; beni anladığında Hatice hanıma su getirmesi için seslendi. "Biraz korktun babacım." "Neyden?" dedim anlamayarak, ama sonra sanki her şey bana yeni düşüyormuşçasına hafifçe gözlerim büyüdü. Boran ve Efe'ye de gözlerim gidip geldiğinde Boran oldukça şefkatle bakarken Efe başını sağa eğmiş, anlamsız gözlerle bakıyordu. "Siz..?" dediğimde Boran bir şey yok dermişçesine ellerini havaya kaldırdı. "Gördüğün gibi ikimizde de sorun yok. Sakin kal lütfen." dedi tok ama yumuşak bir sesle. "Ben neden öyle olduğunu bilmiyorum…" dediğimde bendeki gözleri Fedayi amcaya döndü. "Sizinle biraz konuşabilir miyiz Fedayi Bey?" diyerek kinayeli bir tonda konuştuğunda az çok ne konuşacağını anlamıştım. Ben böyle korkarken o masaya beni nasıl oturtmaya çalıştığını söyleyecekti. Onun gözünde bu deliceydi. Fedayi amca bir bana bir ona baktığında en son benden onay bekler gibi baktı. Gözümü kapatıp açtığımda "tabii" dedi Boran'a. Doktor beyi de yanında alıp geçirdiğinde Boran ile salonun bahçeye açılan kapısından çıktılar. Hatice hanım bir su ile yanıma geldiğinde gözlerinde endişe vardı. Gerçekten endişelendiğini anlayabiliyordum. Suyu elinden aldığımda yavaşça içtim. Bana bakışlarına daha fazla kayıtsız kalamadığım için hafifçe gülümsemeye ça…