2.Bölüm
Yazar: Sudenur Demir

Merhabalar, oy verip yorum atarsanız sevirim. İyi okumalar.🫶🏻 İnst:Lotusnilu.77 ———— Hayat mı acımasızdı, yoksa insanlar mı? Bunu bir zamanlar anlayamamıştım ve hâlâ anlayamıyordum; ama bir gün bu sorunun cevabını alacaktım. Aileme acımasız davrananlardan. Herkesi selamlayıp çıktığımda planın ikinci aşamasındaydım. Birincisi buraya beni izlemeye gelmesiydi, ikincisi ise peşime düşmesiydi. Fedayi amcayı köşede gördüğümde başımı hafifçe sallayıp terasa çıktım. Beni gözetleyen biri olursa müdahale edeceğini biliyordum. Bugünkü diğer plan ise benim başıma bir şey gelmemesiydi. Terasa çıktığımda arkamdan adım sesleri geliyordu. O muydu, değil miydi bilmiyordum, ama olduğuna emindim. Arkamda kimse yokmuş gibi hızla ilerledim; merdiven biçiminde yükselen oturma alanını geçip çatının ucuna ulaştım. Altıncı kattaydık. Altıncı ay, altıncı gün, altıncı koltuk. Gülümsedim. Çatının kenarında duran ayağımı boşluğa salladım ve hiç tereddüt etmeden kendimi bıraktım sanki altımda yumuşak bir şey varmış gibi. Kolum biri tarafından tutuldu ve hızla içeri çekildi. Gülümsemem bozulmadı. Gözlerimi kapattığımda sert bir gövdeye çarptım. “Ne yaptığını sanıyorsun?!” diyen öfkeli sesle yavaşça gözlerimi açtım. Beklediğim kişiydi: Boran. Siyah saçlarım yüzüme dağılmıştı ama umursamadım. Başımı kaldırdığımda kahverengi gözlerle karşılaştım. “Merhaba,” dedim. Şaşkınlıkla bana bakıyordu. “Aklını mı kaçırdın?!” diye sinirini çıkarmaya devam ediyordu. “Hayır,” dedim ve kolumu elinden kurtardım. Kolum yanıyordu değmemesi gereken eller bana değmişti. Terasın ucuna yeniden adımladığımda endişeyle peşimden geldi. Tekrar atlamaya kalkışacağımı sanıyor olmalıydı. Ama hayır; amacıma ulaşmıştım. “Ne yaptığını sanıyorsun dedim sana?” “Hiçbir şey.” “Bence pek çok şey.” Arkamda duruyordu; yüz ifadesini göremiyordum. Ama çok yakınımda olduğunu hissedebiliyordum. “İntihara kalkışan birine göre hiçbir şey.” “Anlamadım?” dediğinde sesindeki gerçek şaşkınlığı duyabiliyordum. Saf. “İntihara kalkışmış biri için artık hiçbir şeyin önemi yoktur. Yani… hiçbir şey.” “Sorun nedir?” diyerek yanıma gelip durduğunda ikimiz de karşıya bakıyorduk. “Bir sorun yok.” Derin bir nefes verdi. Anlayamamanın sinirine yenik düştüğünü biliyordum. Ben de ailemi neden öldürdüklerini anlayamamıştım ve hâlâ anlayamıyordum. “Beni hatırlamadın mı? Yabancı gibi konuşmana gerek yok,” dediğinde anlamamış gibi ona baktım. “Tanışıyoruz mu?” diye sorduğumda ona döndüm. Boyunun uzunluğu yüzünden başımı kaldırmam gerekiyordu. “Geçen seferinde de tanımamıştın, yine mi unuttun? Beyninde bir sorun mu var?” “Beynimde sorun olduğunu sanmıyorum,” dedim. Güldü. “Bak, işte bundan pek emin değilim,” diyerek işaret parmağıyla burnuma hafifçe vurdu. Bunu gerçekten beklemiyordum. “Hey,” dedim hızla. “Tamam, pardon.” İki elini kaldırdı. Kendime resmen küfredecektim çıkışmamam gerekiyordu. “Ben seni unutmazken sen neden sürekli beni hafızandan siliyorsun?” dedi. Sesi masumdu. Şeytan. Yanılıyorsun, Boran. Ben seni unutmadım, unutmam. Sen daha beni tanımazken ben seni çok iyi tanıyordum. “Kusura bakmayın ama çıkaramıyorum sizi,” dedim ve başımı yavaşça yana eğdim. Tiyatrocu. “Pekâlâ, boşver o zaman.” Elini uzattı. Önce ona, sonra eline baktım. “Ben Boran.” Elimi uzattım; iri eli ince uzun elimi kavradı. “Alina,” dedim sakince. “Güzel isim. İsmini kim koymuşsa çok iyi koymuş gerçekten ışık saçıyorsun.” İsmimi senin yüzünden kendim koydum, diyerek onu orada öldürmek istedim. Ama yuttum. Beni adımdan bulmasın diye kendine isim veren tek insandım. Başka kim kendi ismini kendisi koyardı ki? Ailemin bende bıraktığı son parçayı da böylece almıştı benden. “Teşekkürler,” dedim. Sesimin mesafeli çıktığını fark ettiğim an gülümsedim ve yavaşça elimi çektim. “Sohbetiniz bol olsun, Boran Bey,” diyen bir sesle arkama döndüm. Bu adamı tanıyordum. Bire bir tanışmasak da ününü çok duymuştum. Efe Korkmaz. Bir diğer adıyla Efe Komiser. Karşımızda tüm heybetiyle duruyordu. Kahverengi saçları, saçıyla aynı tondaki gözleri ikimiz arasında gidi…