1.Evre 7.Bölüm: Diktatörlük
Yazar: Merve Korkmaz

Yayın başa sarıyordu, defalarca, durmadan, adeta bir simülasyon gibi aynı kelimeleri, aynı cümleleri tekrarlıyordu: “...ikinci bir emre kadar ülke genelinde sokağa çıkma yasağı uygulanacaktır…” Yayın bir kez daha en başa sardı. En sonunda pes etmiştim. Radyoyu açık bir şekilde kenara bıraktım ve ağır, kararsız kalan adımlarımı pencereye doğru yönlendirdim. Mavi gökyüzünün karanlığa kavuşacağı bu vakitlerde zihnimi toparlamaya, sakin kafayla bir sonraki adımımızı düşünmeye ihtiyacım vardı. Ancak tam pencerenin önünde yaklaşmışken, odadaki radyonun sesine kapının hemen arkasından gelen dehşet dolu çığlıklar ve bağırışlar adımlarımı bir bıçak gibi kesmişti. Hemen kapının arkasından yükselen bu sesler, marazlıların gırtlaklarından gelen ürkütücü seslerle karışıyordu. “Kaçın!” “Büşra senin ağzına sıçayım!” O argolu serzenişte bulunan sesin sahibini tanıyordum fakat birkaç saniye bu durum beni olduğum yere çivilemişti: neden kalakaldığımı bilmiyordum, belki de şimdiye kadar onlara yaşıyor gözüyle bakmadığım içindi. Ahşap kapı şiddetli darbelerle zorlanmaya başladığında kapının hemen arkasından gelen, “Hocam kapıyı açın!” diye çaresiz bir haykırış odanın içini tamamen kaplamıştı. Bu sesin sahibi, diğer bir öğrencim, Büşra’nın sesine aitti. Genç kız hiç durmadan, nefes nefese haykırmaya devam etti. “Hocam lütfen! Kapıyı açın, biz ısırılmadık!” Kendime geldiğim an, “Altan kapıyı açmalıyız,” dedim yanına giderek. “Hadi masayı çek!” Altan, benden tek bir açıklama yapmamı bile beklemeden masayı kapının önünden sürükleyerek çekerken ben de panikten titreyen ellerimle kilidi çözüp kapıyı ardına kadar açıyordum. Altan yine tek bir saniye beklemeden hızlı bir hareketle beni kolumdan tutup sertçe kendi arkasına çekti. Bu korumacı hamlesi karşısında bir anlık şokla afallasam da ona karşı koyacak gücü kendimde bulamamıştım, istemsizce birkaç adım geriye doğru adımladım. Görüş alanımda, Altan ve İbrahim Bey kapının eşiğinde omuz omuza vermiş, dışarıda marazlılara karşı savaşan herkesi güvenli bir şekilde tek tek içeri çekiyorlardı. Eşikten içeriye ilk adımını atan Büşra olmuştu, hemen ardından Karaca, Ezgi, Korkut, Yiğit ve Ezgi de içeriye alındı. Son olarak Yiğit’in babası Reha Bey de içeriye doğru hamle yaptığında kapının eşiğinde kalan Altan ve İbrahim bey marazlıların tek hedefi hâline geldi. Üzerine doğru atılan bir marazlıyla yüz yüze gelen Altan, çevik bir hareketle marazlının göğsüne sert bir tekme indirip onu kendinden uzaklaştırdı fakat ikincisine vakti yoktu. O sırada İbrahim Bey o ikinci marazlının göğsüne sert bir tekme atarak onu Altan’dan uzaklaştırdı. Yarattıkları bu birkaç saniyelik boşluktan yararlanarak hızla kapıyı marazlıların yüzüne kapattılar. Bu an, benim dakikalar sonunda rahat bir nefes verebildiğim bir an olmuştu. Altan aniden bağırdı. “Dolabı sürükleyin!” Reha ve Yiğit'in hiç düşünmeden odadaki ağır evrak dolabı parkeleri çizen gıcırtılarla kapının arkasına sürüklediler, güvenlik önlememiz ne kadar tamamlanmış olsa da Altan, marazlıların kapıyı kırıp içeri girme ihtimaline karşı tetikte kalarak sırtını dolaba yaslamış ve tüm ağırlığını vererek kapıyıya direnmeye devam etti. Göğsü hızla inip kalkıyordu. “İyi misiniz?” diye sordu derin nefesleri arasında koyu kahve gözlerini içeri giren kalabalıkta teker teker gezdirirken. “Isırılan var mı?” Birkaç saniye süren sessizliğin ardından Reha Bey, herkes adına konuştu. “İyiyiz, ısırılmadık. Bizi içeri aldığınız için teşekkür ederiz.” Korkut’un bakışlarını bir an üzerimde hissettiğimde dudaklarından, “Ay anasını s-” diye bir küfür döktürecekti ki Yiğit son anda Korkut’un omzuna vurarak küfür etmesini engellemişti. “Özür dilerim hocam, ben sizi bir anda öyle görünce…” İçten içe Korkut’a karşı kurulduğumu hissederken ona karşı herhangi bir tepki vermedim. “Çocuklar,” diyebildim bütün öğrencilerime ithafen. “İyi misiniz?” Büşra, “Aylin Hocam,” diyerek kendini bir anda kollarıma bıraktığında bu ani yakınlık, kaşlarımın istemsizce çatılmasına neden olmuştu. Çünkü öğrencilerimle ara…