1.Evre 4.Bölüm: Marazlılar
Yazar: Merve Korkmaz

Bir anda dudaklarımdan şu soru döküldü, şok içinde: “Ben ne yaptım?” Ne yapacağımı, ne hissedeceğimi bilemiyor gibi bilgisayar ekranına öylece bakakalmıştım, kalbim için zaten attığına şüpheliydim. Çocuklar… Ne kadar saldırganlardan kaçmak için çabalamış olsalar da başarılı olamamışlardı, onlar tarafından ısırılmış, etleri kopartılmış, kanları akıyordu. Çocukları yiyorlardı. Bilgisayar ekranına yansıyan bu dehşet verici anlar, zihnimden önce mideme indirdi darbesini. İçimdeki her şeyin boğazımdan yukarı doğru tırmandığını hissettiğim an hızla arkamı dönerek boğazımdan yükselen o yakıcı sızı eşliğinde kusmaya başladım. Her öğürüşümde gözlerim biraz daha kararıyor, kirpiklerimin arasından kopan gözyaşları yere düşüyordu. Sadece bununla da kalmıyordu, sanki her öğürüşüm bir elektroşok gibi bütün bedenimi sarsıyordu. “Sen iyi misin?” diye sorduğunu duydum Altan’ın ama ona cevap veremedim. İçim dışıma çıkana dek kustum, kalbimi de kusmak için Allah’a yakarırken. Ardından bedenimi daha fazla ayakta tutamadım ve dizlerimin üzerine düşerek hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. “Ben,” dedim bir an hıçkırıklarımın arasından. “Ben yaptım. Benim yüzümden.” Altan’ın bana anlamsız bakışlar attığını sezdim. “Neyin var ya senin? Ne oldu birden?” Onu umursamadım, deli gibi ağlamaya devam ettim. Nefes alamamak bile beni durduramadı. O çocuklar daha altı yedi yaşlarında, küçücüklerdi. Ağlama seslerimin şiddeti kapıya bir saldırganı musallat etti, bunun üzerine Altan sessiz olmamı söyledi ama onu zerre kadar umursayacak bir durumda değildim. Bedenimin kontrolü bende değil de bir başkasındaydı sanki, daha çok ağlamamı ister gibi bir hâli vardı. Adı da vicdandı. Kapıya şiddet uygulanan saldırgan sayısı giderek arttığında Altan hızla yanıma gelmiş ve sol avucunun içini dudaklarımın üzerine sıkıca kapatmıştı. Koyu kahve gözlerine, ardı arkası kesilmeyen gözyaşlarımla baktım. Avuçlarının altında, dudaklarımdan çok zor dökülüyordu iniltilerim. “Aylin,” dedi bir an sert bir sesle, sessizce. “Derdin ne bir anda ağlamaya başladın?” Bakışlarım tekrar bilgisayar ekranına kaydı; o çocuklar da onlar gibi olmuştu, sadece iki tanesi çok parçalandıkları için yerde ölü gibi yatıyorlardı. Bu beni daha çok ağlatmıştı. O çocukların ölümüne ben neden olmuştum. “Aylin, bir şey de artık.” Avuç içini daha çok bastırdı dudaklarıma. “Aylin-” Başımı geriye atıp avuç içini dudaklarımdan kurtardığım an, “Elini çek de konuşayım gerizekalı,” diye tersledim onu. “Hoparlör,” dedim ardından. Bir yandan burnumu çekerken diğer yandan gözlerimdeki yaşları koluma sildim. “Hoparlöre yöneldiler, çocuklar vardı.” “Nasıl?” “Kapıyı kırdılar,” diye cevaplarken sesimin titremesine engel olamıyordum. "Hoparlör odanın içindeydi.” Söylediğim kelimeler Altan’ın zihnine ulaştığı o saniyede bakışları buz gibi dondu kaldı ve sonra da tuz buz dağıldı. Koyu kahve gözler, bakışlarının odağına bilgisayar ekranını aldı. Gördükleri karşısında bir şeyler diyebilmek için dudaklarını aralasa da tek bir kelime edemedi. Sertçe yutkundu. Sanki o da benim gibi göğsüne bir kurşun gibi hissetmişti de geriye doğru sendelemiş, sırtını sertçe duvara vurmuştu. “Tamam,” dedi bir an kendine gelmek ister gibi, derin derin nefesler alırken. “Bilemezdik biz bunu, kendini suçlama.” “Tahmin etmeliydim,” derken başımı usul usul iki yana sallıyordum. “Sese yöneldiklerini biliyorduk, aptal gibi düşünmeden duyuru yaptım. Benim suçum.” Altan, aldığı zoraki nefeslerle ayağa kalktı. “Yine de kendini böyle suçlamak hiçbir şeyi değiştirmeyecek.” Sözleri her ne kadar beni duraksatmış olsa da o, sözlerine kaldığı yerden devam etmişti, yine zoraki bir soğukkanlılıkla. “Devam etmeliyiz, bilgisayarda internet çekiyorsa haberleri kontrol edelim. Belki bir şeyler öğreniriz.” Halsiz bir hâlde ben de arkasından ayağa kalkarken aynı saniyelerde aniden yönetici odasının lavabo kapısı açıldı ve Kayalı Dans Akademisinin yöneticisi, yani İbrahim Kayalı içeri girdi. Ela gözleri beni bulur bulmaz, “Ay, tövbe bismillah,” sözleri eşliğinde irkildi. “A…