1.Evre 1.Bölüm: Kırmızı İpek Kumaşlar
Yazar: Merve Korkmaz

1.Evre 1.Bölüm: Kırmızı İpek Kumaşlar Sonra bütün kırgınlıklar, sana kırılmaz, grafenden bir kalp armağan ederdi. Çelikten iki yüz kat daha dayanıklı bir madde olduğunu yazıyordu, bir yerde okumuştum. Şey, sosyal medyada. Açıkçası doğruluğunu henüz araştırmış sayılmazdım, pek vaktim olmazdı böyle araştırmalar yapmaya. Sadece işe gidiş ve eve dönüş saatlerimde telefonumda sosyal medya üzerinden videolar izlerdim, videolara yapılan yorumlara biraz göz gezdirirdim ve bazı bilgi içerikli hesapların da gönderilerini okurdum. Bunları yapmak elbette çok sıkıcı geliyordu fakat tuhaf bir şekilde bağımlılık yaptığını da inkâr edemezdim. İstanbul’da özel bir dans akademisinde hava dansı eğitmenliği yapıyordum, yarın akşam gerçekleşecek bir organizasyonumuz vardı ve bunu benim yapmam gerekiyordu. Aslında öğrencilerimin yapması gerekirdi ancak dönemin başlarında olduğumuz için henüz acemi sayılırlardı. “Evet,” diyerek başladım sözlerime, sesim oldukça mekanik bir hava barındırıyordu. “Bu hava dansı bizi bir kuş gibi hissettirmeli, havada süzdürmeli. Kumaşın dengesini bozmamak çok önemli, sanatımızın estetikliğini yitirir. Kuş gibi süzüleceğiz ve süzülürken de kumaşlar bizim kanatlarımız olacak.” Saçmalığın daniskası. Kim öğrencilerine böyle saçma sapan betimlemeli kelimelerle ders anlatmak ister ki? Bir an önce eve gitmek ve videolar izlemek istiyordum. Usulca tavandan sarkan kırmızı ipek kumaşı avuçlarımın içlerinde gezdirdim. “Sakinlik önemlidir, biz bir kuş olarak her zaman uçmaya hazır olmalıyız. Bazen hiç olmadık anlarda aniden uçmamız gerekebilir. Bugün bunu öğreneceğiz: Aniden uçmayı.” Ellerimi, tavandan sarkan kırmızı ipek kumaşlara uzatabileceğim en yüksek yerinden sardım ve kendimi hiç zorlanmadan yukarı çektim. Hiç vakit kaybetmeden baş aşağı kendimi geriye bıraktım ve dizlerimin arkasını, kumaşlara tutunduğum yerin biraz yukarısını dizlerimin arkasında sıkıştırdım. Kumaşlar dizlerimin arkasından kaymasın diye etrafımda bir kez daha döndüm. Artık rahat pozisyonda, havada, kumaşlarla oturuyordum ve bunu yapmak sadece iki saniyemi almıştı. “Gördünüz mü?” diye sordum düz bir sesle. “Bunu yapmak en fazla üç saniyenizi almalı.” “Aylin Hocam,” diye seslendi bir kız, adının Büşra olduğunu anımsıyordum. Bakışlarım onu bulduğunda konuşması için başımla işaret verdim. “Yarın akşamki organizasyona bizi yetiştirebileceğinizi düşünüyor musunuz? Ben düşünmüyorum da. Sormak istedim.” Sözlerime, “O kadar çalışkan olduğunuzu düşünmüyorum zaten, aranızda hâlâ kumaşlara dümdüz asılarak çıkanlar var,” diye iğneleyici bir ton kullanarak başladım. “Ama rahat olabilirsiniz, organizasyon sadece bana ait olacak. Ancak ders niteliğinde sizde geleceksiniz, ön sıralarda yerinizi ayırtacağım. Gelenlere dönem sonu ek puan niteliğinde bir artı puanım olacak. İsteyen gelmeyebilir tabii ki, kimseyi zorlamayacağım. Eh tabii, gelmeyenlere de eksi puanım olacak. Haberiniz olsun.” Öğrencilerimden çoğu sıkkın bir şekilde nefes verdi ama umrumda değildi, alt tarafı oturdukları yerden ders izleyeceklerdi. Gösteriyi yapacak kişi bendim. “Her neyse, yediklerinize içtiklerine dikkat ediyor musunuz?” diye sorarak dersi toparladım. “Kimseyi yeme içme konusunda zorlayamam, hakkım değil bir kere. Fakat bu dansı gerçekten öğrenmek istiyorsanız ne yazık ki yeme içmenize dikkat etmeniz gerekir. Kilolu bir kuşun uçamayacağı gibi kendinizi havada süzdüremezsiniz, en fazla bir çuval gibi havada asılı kalırsınız.” Öğrencilerimden birkaçı fısıldaşmaya ve gülüşmeye başladığında hızla engel oldum. “Kesin gürültüyü. Eğer arkadaşlarınıza gülüyorsanız çıkın gidin dersimden. Bu yaşınıza gelmişsiniz âhlakı size ben öğretemem. Bu akademide sadece sanat var.” Kendimi kırmızı ipek kumaşlardan tamamen arındırdığımda öğrencilerimle sıra sıra ilgilenmeye başlamıştım, çoğu istekliydi, hızlı öğreniyorlardı. Benim de her eğitmen gibi beğendiğim öğrencilerim illaki oluyordu ancak onlara karşı herhangi bir ilgi ve alaka göstermiyordum. Gösterecek olursam, işte o zaman gerçek bir eğitmen olamazdım. B…