1.Evre 16.Bölüm: Poligon
Yazar: Merve Korkmaz

16.Bölüm: Poligon Doğrudan bize bakıyorlardı. Bu anı yabancılamamıştım: Korkut’un kafasına sıktığım o an gibi, bana bakıyordu ama avını da bırakmıyordu. Altan, ona saldıran marazlının bedenine elindeki bıçakla art arda saplamasına rağmen marazlı en ufak bir acı belirtisi göstermeden, sadece hırıltı sesleri çıkararak Altan’ı ısırmak için uzanmaya devam ediyordu. Bıçak darbeleri onu durdurmaya ya da yavaşlatmaya yetmiyordu. Daha fazla izleyemedim. Cebimdeki bıçağı tek bir hamlede çıkarıp onlara yaklaştım ve bıçağı tüm gücümle marazlının kafatasına sapladım, kaslarındaki gerginlik saniyeler içinde boşalırken bıçağımı sapladığım yerden geri çıkardım. Kan kokulu beden yere serildi. “Beyinlerinden,” demekle yetindim, fısıltılı bir şekilde. Bunu dün sabah yaşadığımız kargaşada yavaş yavaş anlamaya başlamıştım. Altan, ucunu sivrileştirdiği ahşap sopayı bir marazlının tam iki göğsünün ortasından saplayıp sırtından çıkarmasına rağmen o marazlı bundan etkilenmemişti ve saldırmaya devam etmişti, dün gece Altan, silahını çekip onların kafasına birer kurşun sıkana kadar. Tetiğin çekilmesi üzerine beyinlerine aldıkları kurşunla, kontrolü kesilen bir kukla gibi yere serilmişlerdi. Ölmeleri için gereken tek şey buydu. Yaşadığımız arbede yüzünden sokakta yankılandırdığımız sesler yüzünden bazı marazlıların köşebaşlarından dönerek bize doğru koşmasına neden olmuştuk. Bize doğru doğru koştuklarını fark ettiğimizde tek bir saniye harcamadan caddedeki araçlardan birine doğru koşmaya başlamıştık. Kapısı açık olan beyaz bir aracı tercih etmiştik çünkü diğerlerinin kilitli olma ihtimalini göze aldığımızda dışarıda kalabilir ve marazlılar, bizi kendilerine sabah kahvaltısı olarak yapabilirlerdi. Araca geçtiğimizde kapıları hızla kapatarak kilitledik, daha ikinci soluğumuzu almadan Altan’ın kornaya kısa ve uzun süreli olacak şekilde sürekli basmaya başlamasıyla duraksadım. “Ne yapıyorsun sen ya?” Bakışlarını kornadan ayırmadan gayet ciddi bir tavırla cevapladı beni. “Mors alfabesiyle haber veriyorum İbo’ya.” Kaşlarımı çattım. “Ya sen ne kadar mal bir adamsın? İbo ne anlasın Mors alfabesinden?” Altan, aniden duraksayarak koyu kahve gözlerini yeşil gözlerime çevirdiğinde, “Doğru,” dedi düşünceli bir sesle, ardından başıyla direksiyonu işaret etti. “Geç o zaman.” “Nereye geç?” “Ne nereye geç? Şoför koltuğuna geç işte.” “Ben mi süreceğim arabayı?” “Evet?” “Ben araba kullanmayı bilmiyorum ki.” Koyu kahve gözleri panikle büyüdü. “Lan ben de bilmiyorum!” Panik, bir an koyu kahve gözlerden kanıma kadar karıştı ve sesimi arabanın içinde aniden yükseldi. “Ne demek bilmiyorum? Mal mısın sen? Madem bilmiyordun bizi niye buraya getirdin?” “Ne bileyim ben senin de araba süremediğini? Demedin ki bana.” Bu sırada arabaya ilk gelen marazlı, yüzünü arabanın yan camına sert bir şekilde çarptı, bakışlarım onu bulduğunda kaş altını ve dudağını patlatarak camı kana buladığını görmüştüm. Ama bu onu durdurmadı. Kafasını deli gibi cama vurmaya başladı, diğerleri de gelir gelmez ona eşlik etmeye başlamıştı. Camı kırma ihtimalleri karşısında panik, kontrolümü tamamen ele geçirdi ve o an ağzımdan dökülen kelimelere engel olamadım. “Ya nasıl araba kullanmasını bilmezsin? Bu yaşına kadar gelmişsin! Ne biçim erkeksin sen be? Utanmıyorsun da değil mi? Otuz yaşına gelmişsin, otuz! Daha bir arabayı kaldıramıyorsun! Geri zekâlı, cahil!” Dışarıdaki kanlı avcılara ve benim panik krizime karşı Altan, inanılmaz bir soğukkanlılıkla yüzüme baktı. “Bitti mi?” “Bitti!” diye haykırdım nefes nefese. Usulca başını salladı. “Güzel.” Daha sonrasına Altan kontağı çevirdi, araba sürmek hakkında pek bir bilgim olmadığı için için ellerinin ve ayaklarının ne yaptığını tam kestiremiyordum ama birkaç saniye içinde marazlıları iki yana savurarak arabayı sürmeye başlamıştı. Gözlerimi devirip koltuğa yığıldım. “Şakanın sırasıydı zaten değil mi?” dedim hırsımı alamayarak. “Camı az daha kırabilirdi o yamyam orospu çocukları!” Altan vitesi yükseltirken dikiz aynasına bakıp mırıldandı. “Biz de ayıp olur diye kızl…