1.Evre 15.Bölüm: Doğal Seçilim
Yazar: Merve Korkmaz

15.Bölüm: Doğal Seçilim “Beyin ölümleri gerçekleşmiyor,” derken bakışlarımı Altan’a çevirmiştim. Sonra o acı gerçeği döktüm dudaklarımdan. “Beni katil yaptın.” Kendi sözlerimin ağırlığı soluğumuz havaya zehirli bir sis gibi yayılırken Altan’ın yüzünde belirecek olan o tanıdık savunmacı bakışlarına katlanamayacağımı bildiğim için bakışlarımı hızla kaçırdım, derin nefesler alarak tezgâhtan indim ve mutfakta, ondan en uzak bir köşeye yürüdüm. Göğsümün içinde bir fay hattı kırılıyordu sanki, hislerim gürültüyle yıkılıyor, çığlıklarım boğazıma kadar yükselip dilimin ucunda birikiyordu. Ona bağırmak, yakasına yapışmak istiyordum. Canını yakmak istiyordum ama yapmadım. Sadece dudaklarımı birbirine bastırmıştım, öyle sert bastırmıştım ki kanımın metalik tadını almıştım. Hissettiklerim, zihnimde sadece tek bir yüzü belirtiyordu: Korkut. Birkaç dakika önce namlunun ucunda parçaladığım şey bir kafatası değildi, Korkut’un kendisiydi. Belki bana baktığı o saniyede beni tanımış ve belki de o hırıltıların ardında benden aslında yardım istemişti. Ben ise tetiği çekmiştim. Kendi ellerime baktım, parmaklarım titriyordu ama tetiğe basan o parmak şimdi bir yabancıya aitmiş gibi soğuk ve yabancı geliyordu. Bir çocuğun son nefesini ellerimle çalmıştım. Bu gerçeklik kalbimi yakarken gözlerime uğrayan gözyaşlarını akıtmamak için gözlerimi kapattım, Altan’ın gözleri üzerimde, bir açıklama, bir öfke patlaması bekliyordu benden. Ona hiçbirini vermedim. Sessizliğim üzerine Altan daha fazla dayanamadı ve, “Sadece duymak istediğini duyuyorsun,” diye çıkıştı. “Zorda kalınca öldürme hakkı da verdiler, duydun. Bu cinayet değil, hayatta kalmak.” Yavaşça ona doğru döndüğümde bakışlarımda yalnızca buz gibi ürkütücü bir dinginlik vardı, doğrudan gözlerinin içine bakarak konuştum. “Bu hastalığın bir tedavisi olduğuna inanıyor musun?” Altan hiç düşünmedi. “İnanmıyorum.” Ben de hiç düşünmedim. “O zaman dua et tedavisi olmasın yoksa kafasına kurşun sıkacağım son kişi sen olursun.” Sözlerim, yerini Altan’ın bakışlarındaki saniyelik bir duraksamaya bıraktı. Koyu kahve gözlerini geri çekmedi fakat çenesindeki bir kasın sertçe kasıldığını, boynundaki damarın anlık bir refleksle belirginleştiğini gördüm. Tehdidimi hafife almadığını ama bundan zerre kadar korkmadığını hissettiren o dik duruşunu hiç bozmadan gözlerimin en derinine baktı. Dudaklarının kenarında alayın aksine bir kabullenişin gölgesi belirdi. “Eğer o gün gelirse, yani haklı çıkan sen olursan,” diye konuşmaya başlarken sesi en az benim kadar düz ve mesafeliydi. “Namluyu doğrulttuğunda kafama sıkılacağın o kurşunu beklerken gözlerimi kırparsam adam değilim.” Duraksadı. “Ama her şeyden önce o günü görebilecek kadar hayatta kalmayı öğren yoksa kendi kafama kendim sıkmak zorunda kalırım.” “Tamam,” diyerek başımı salladım. Ne kadar gergin olsam da bunu yansıtmadan mutfakta usul usul yürümeye başladım, düşünüyordum. Altan’ın on dört kurşunu kalmıştı ve akademide gezen marazlıların hepsini etkisiz hâle getirmek için kesinlikle yeterli olmazdı. “Akademideki marazlıları etkisiz hâle getirmek için kurşun bulmamız lazım. Poligonlardan bulabiliriz.” “Yağmalayalım diyorsun yani,” dediğinde bakışlarımı ona çevirmemiş olsam da sesindeki o mesafeli tondan, teklifimin onda yarattığı ahlaki huzursuzluğunu iliklerime kadar hissetmiştim. “Peki poligona nasıl gitmeyi düşünüyorsun?” “Kapıdan,” dedim düz bir sesle, düşünerek konuşurken hâlâ usul usul yürüyordum mutfakta. “Arka caddeye koşarak geçer, terk edilmiş arabalardan birini çalıştırırız.” “Yollar kapalı.” “Hayır, sadece ön yol kapalı,” derken aniden duraksadım ve soğuk bakışlarımı nihayet onun koyu kahve gözlerine diktim. “Yoksa sen birinci katın penceresinden dışarı bakarken sadece insanların hâline mi baktın?” Gözlerini kıstı. “Hızlı alıştın sanki?” “Eylemlerimin sonucuna neden olan biri var,” dedim kendimden emin bir sesle. “Neden alışmak vaktimi alsın ki artık?” Altan hafifçe başını salladı. “İyi, öyle olsun. Hazırlan. Gidiyoruz.” Önceliğim midemdeki açlığı bastırmak old…