1.Evre 13.Bölüm: Beşinci Kurşun
Yazar: Merve Korkmaz

13.Bölüm: Beşinci Kurşun “Aylin!” Altan’ın adımı haykırışı beni durdurmaya yetse de marazlıları yavaşlatmadı bile. İçlerinde göğsüne ahşap sopa saplanmış olanın da bulunduğu üç marazlı, basamakları hızla tırmanmaya başladı. Altan, geldiklerini gördüğünde o da merdivenlerin hemen başında, benim gibi adımlarını durdurmuştu. Hiç düşünmedi, silahını çekip tetiğe arka arkaya üç kere bastı. Sessizliği yaran patlama sesleri olurken, karanlığı yaran da namludan çıkan kıvılcımlar olmuştu. Üçü de ben daha ne olduğunu anlayamadan bana doğru koşarlarken kafalarına yedikleri kurşunlarla yere yığıldılar, ben ise istemsizce geriye giderken merdiven basamaklarına takılarak düştüm. Gecenin son demleri bununla bitmedi. Altan’ın hemen arkasından bir ses yükseldiğinde bakışlarım onu buldu, o sıra Altan olağanüstü bir refleksle arkasına dönüp tetiği bir kez daha çekti. Namludan çıkan son kurşun dördüncü marazlının kafasını parçalamıştı, duvara sıçrayan kan ve doku parçalarıyla yere yığılırken ben bir kez daha midemin bulandığını hissetmiştim. Karanlığın içinde aniden beliren diğer bir marazlı, yani Korkut, ürkütücü bir çığlıkla Altan’ın üzerine atladı. Çarpışmanın şiddeti ikisinin de dengesini bozdu ve ikisi birbirine dolanmış hâlde basamaklara çarpa çarpa yanımdan yuvarlanarak merdivenlerden aşağı düştüler. “Altan,” diye bağırdım panikle. Alt katın zeminine serildiklerinde Korkut bir an bile duraksamadı, hızla Altan’ın üzerine abandı ve dişlerini Altan’a geçirmek için delice hamleler yapmaya başladı. Fakat Altan merdivenlerden yuvarlanırken aldığı darbelerin acısını bastırıp bir eliyle Korkut’un çenesini sertçe kavramış, diğeriyle boğazına sarılmıştı. Kolları gerim gerim kasılırken, Korkut’un ağzından saçılan salyaların yüzüne gelmesini engellemek için onu var gücüyle kendinden uzak tutuyordu. Silah elinde değildi, düşürmüştü. Etrafıma bakındım. Metalin karanlıktaki soğuk parıltısını fark etmemle kalbimin aniden teklemesi bir oldu, silah sadece birkaç adım ilerimde duruyordu. Parmaklarım titredi, içimi saran o korkunç tereddüt saniyelimi asıra dönüştürdü. Fakat Altan’ın gücünün giderek tükendiğini anladığım an düşünmeyi bıraktım. Öne doğru eğildim ve yerdeki soğuk çeliği kavradığım gibi ayağa kalktım. “Korkut,” diye fısıldadım, namluyu doğrudan Korkut’un kafasına doğrulturken. Tepki vermedi. Derin bir nefes alıp adını bu kez avazım çıktığı kadar haykırdım. “Korkut!” Korkut, Altan’ın üzerindeki baskısını kesmedi fakat adını haykırdığım an kafasını aniden bana çevirdi. Belki de son iki gündür ilk defa hiç tereddüt etmedim, yakaladığım o saliselik boşlukta tetiğe bastım. Namludan ateşlenen beşinci kurşun, Korkut’un elmacık kemiğini yararak kafasının içine gömüldü. Altan, üzerine yığılan cansız bedeni tek bir çevik hareketle yana devirdi ve yavaşça doğruldu. Birkaç dakika önce merdivenlerden yuvarlanırken aldığı darbelerin sızısına karşılık dudaklarının arasından hırıltılı bir inilti dökerken omuzlarını da geriye doğru esnetmiş, boynunu kütletmişti. Ardından merdiven basamaklarını tırmanmaya başladı. Yanımdan geçerken daha namlusunda sıcağı dağılmayan silahı, parmaklarımın arasından zahmetsizce çekip aldı. Silah gittiği halde havada, tetiği çekmiş pozisyonda kaskatı kalmış ellerime ve şoktan kilitlenmiş ifademe baktı. Bakmıyordum ama bakışlarında öylece, dümdüz ve anlamsız bir ifadeyle yüzümü süzdüğünü hissedebiliyordum. “Hadi, gidelim,” dedi, ses tonu inanılmaz bir sıradanlıkla boşlukta yankılanırken. “Ne dineliyorsun burada?” “Dinelmek?” dedim sorar gibi. “Ayakta kalkmak, beklemek yani.” Kaşlarım çatılırken, “Ne demek dinelme?” diye sordum. Bakışlarımı karanlıkta daha da koyulaşan kahve gözlerine çevirdiğimde aniden yükseldim. “Lan ben hayatımda kaç defa birinin kafasına sıktım? Kurban bayramında dana mı serdim yere, ne bu rahatlık?!” Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı, ardından boğazına sahte bir öksürük takınarak elindeki silahını beline yerleştirdi. “Doğru,” diye mırıldandı. “Sen daha önce… Yani benimki biraz mesleki deformasyon, kusura bakma. Na…