Bölüm 7
Yazar: Karanfil

BORA YENER Deniz ile Kerem yanıma doğru koşar adım gelirken, üzerimdeki o yorgunluk sanki buhar olup uçmuştu. İtalya karşısında aldığımız o mucizevi galibiyetin adrenalini hâlâ damarlarımda akıyordu. Deniz hemen yanımda soluklanırken, Kerem çoktan tişörtünün etrafıyla yüzündeki teri silmeye başlamıştı. "Kaptan," dedi Deniz, hâlâ sahada yaşananların şokunu üzerinden atamamış bir ses tonuyla, "O son sette ne yaptın sen öyle? Yemin ederim kalbim duracaktı!" Hafifçe gülerek elimdeki topu koltuğumun altından çıkardım ve Deniz’in göğsüne doğru sertçe fırlattım. "Kalbin durmasın da biraz pas çalış Deniz, o son sette Arda olmasa topu çıkaramayacaktın." Kerem bu söze kahkahayla gülerken, tam o sırada arkamızdan gelen tanıdık adımlarla başımızı aynı anda o tarafa çevirdik. Galatasaray’ın kadrosundaKİ Aras ile Kaan, biraz çekineli ama bir o kadar da heyecanlı adımlarla yanımıza yaklaşıyorlardı. Aras ellerini arkasında bağlamış, genç olmanın verdiği o saygı ve hayranlıkla bana bakarken, Kaan hafifçe boğazını temizleyip söze girdi: "Kaptan... Şey diyecektik..." dedi Kaan, biraz duraksayarak. Ardından Aras'a bakıp cesaret bulurcasına devam etti. "Biz takım olarak düşündük de... Hazır milli takım arası verilmişken ve hepimiz buradayken, Galatasaray takımı olarak dışarıda hep beraber bir akşam yemeğine çıkalım dedik. İstanbul’a dönmeden şöyle hep beraber dışarıda, kafaları dağıtıp kutlama yapalım istiyoruz. Ne dersin, olur mu?" Aras da hemen başıyla onaylayıp, "Evet kaptan, hem bu zaferi kutlarız hem de takımın moralini tamamen toplamış oluruz," diye ekledi. Hepsi birden gözlerini dikmiş, benden çıkacak "evet" onayını bekliyorlardı. Kaan’ın o hevesli hali ve Aras’ın gözlerindeki pırıltı yüzümde istemsiz bir tebessüm oluşturdu. Kulüp içindeki o eski soğukluktan ve Doruk'un çıkardığı onca kaostan eser kalmamıştı; şimdi karşımda sapasağlam, omuz omuza duran bir aile vardı. Derin bir nefes alıp elimdeki topu yere bıraktım ve onlara doğru bir adım attım. Yüzümdeki o sert kaptan maskesi, bu genç adamların gözlerindeki o samimi ve pırıl pırıl beklentiyi görünce yavaşça eridi. Başımı hafifçe sallayıp onayladım. "Neden olmasın?" dedim, sesimdeki o otoriter ton yerini hafif bir tebessüme bırakmıştı. "Hak ettiniz. Bu akşam herkes akşam yemeğinde tam kadro masada olsun, kaçanı avlarım." Aras ile Kaan’ın yüzünde güller açarken, arkadan Kerem ile Deniz "Yaşasın, sonunda mangal mı yoksa balık mı?" diye bağrışarak oradan uzaklaştılar. O akşam, otelin yakınlarındaki samimi ve kalabalıktan uzak bir balık restoranında masayı kurmuştuk. Ben, Kerem, Aras, Kaan, Emre, Deniz, Baran ve Mert... Galatasaray’ın o dev kadrosu bu kez formalarıyla değil, günlük kıyafetleriyle ve masadaki o sıcak kahkahalarla bir aradaydı. Masada rütbeler, kaptanlıklar bir kenara bırakılmıştı. Gençler büyüklere "abi" diye hitap ediyor, her kahkahanın ardından bardaklar tokuşturuluyordu. Deniz masanın başından bardağını kaldırıp, "Şimdi büyüklere saygı kuşağı! Kaptanımıza, Kerem abiye ve diğer tüm kıdemlilere ayağınızı denk alın diyoruz," diye takılınca masada kopan gülüşmeler tavan yaptı. Ancak ilerleyen saatlerde, masadaki o neşeli hava yerini yavaş yavaş daha sakin, derin ve gölgeli bir sohbete bıraktı. Kadehler tazelenirken, Aras’ın üzerindeki o ani gerginlik ve omuzlarının çökmesi dikkatimden kaçmadı. Genç çocuk, uzun süre parmaklarıyla masadaki bardağın kenarıyla oynadı, ardından derin bir nefes alıp yutkundu. O an, Aras'ın zihni bizi yıllar öncesine, o karanlık ve acımasız günlere götürdü. Yıllar önce, lise koridorları... Aras henüz on beş yaşında, içine kapanık, zayıf ve okulun popüler zorbasının her gün hedefi haline gelen bir çocuktu. O gün, merdivenlerin başında önü kesilmişti. Okulun o kabadayısı, Aras’ı köşeye sıkıştırmış, kahkahalar eşliğinde üzerine yürüyüp yakasına yapışmıştı. Fiziksel şiddet başlamak üzereyken, içindeki o son hayatta kalma refleksiyle Aras ellerini ileri uzatmış ve adamı var gücüyle ittirmişti. Her şey bir saniyeden kısa sürmüştü. O dengesini kaybeden çocu…