Bölüm 6
Yazar: Karanfil

BORA YENER Uçak kalkış için pistte yavaşça ilerlerken, arkamdaki koltuktan gelen o tanıdık ve asla susmayan kahkaha sesiyle başımı hafifçe geriye çevirdim. Galatasaraylılar bizi başka bir uçakla kendi deplasman programlarına uğurlamıştı; yani şu an bu kabinde sadece milli takımın kafilesi vardı. Normalde kulüplerinde birbirlerinin boğazına sarılan, file önünde birbirine gözdağı veren o ezeli rakipler, iş milli takım uçuşlarına gelince tam anlamıyla bir anaokulu grubuna dönüşüyorlardı. Ve bu grubun baş sorumlusu da kesinlikle Halkbank’tan Tolga ile Fenerbahçe’den Kaan’dı. "Lan Tolga, o son maçta fileye öyle bir asıldın ki ağlar hala sallanıyor, milli takımda aynı odaya düşersek seni ranzadan aşağı atarım!" diye homurdandı Kaan, ön sıradan arkaya doğru eğilerek. Tolga, uzun boyunu koltuğa sığdırmaya çalışırken kahkahayı bastı. "Atarsın atmasına da koç ilk antrenmanda ikimizin de kellesini alır Kaan! Hem sen kendi servislerine bak, geçen hafta salonda topu resmen tavan vantilatörüne nişanladın." Ziraat Bankkart’tan Arda ise koridora doğru eğilmiş, elindeki atıştırmalık paketini paylaşmak için bizim sıraya uzanıyordu. "Beyler, sakin olun daha havalanmadık bile. Kaptan burada, bakın ön koltukta sesini çıkarıyor mu hiç?" Arda’nın lafıyla bütün başlar ön tarafa, bana çevrildi. Kerem, cam kenarından dışarıyı izlerken dayanamayıp gülerek bana doğru döndü. "Kaptan kulüpleri bırakıp buralara geldi ama buradaki deli çocuklarla nasıl başa çıkacak kara kara düşünüyor bence." Derin bir nefes alıp başımı koltuğumun başlığına yasladım. Galatasaray’da omuzlarımda taşıdığım o devasa baskı, burada yerini başka bir kaosa bırakmıştı. Devasa boyumla bu ekonomik sınıf uçak koltuklarında bacaklarımı nereye koyacağımı bilemez haldeki o sefil durumum yetmiyormuş gibi, arkadaki çocukların gürültüsü havayı tamamen ısıtmıştı. "Kerem haklı," dedim, sesime yansıyan o sahte bıkkınlıkla arkaya doğru dönerek. "Ben beş maçlık cezadan sonra kafamı dinlerim diyordum, siz beni burada krizlere sokuyorsunuz. Daha uçak İstanbul’dan yeni kalktı, kampa varana kadar birbirinizi yiyeceksiniz." "Aaa kaptan ama ayıp oluyor," dedi Kaan sırıtarak. "Biz sadece milli ruhu pekiştiriyoruz! Kulüpteki o gerginliği burada atmazsak sahada birbirimizi bloklarız." Tolga araya girip, "Aynen kaptan, merak etme sen. Sahaya çıktığımız an o formanın rengi neyi gerektiriyorsa onu yapacağız," dediğinde, sesindeki o ani ciddiyet ve kararlılık gruptaki tüm havayı bir anda değiştirdi. Az önceki o çocuksu şakalaşma, saniyeler içinde milli takımın o ortak odak noktasına evrildi. Kerem gülerek önüne döndü, camdan dışarıdaki İstanbul manzarasına baktı. Ben de önümdeki koltuğun arkasına yaslanıp gözlerimi kapattım. Galatasaray’daki o fırtınalı günler, Lalin’in şaşkın bakışları, ilk yardım odasındaki o absürt anlar zihnimden bir film şeridi gibi geçip gitti. Arkamdan gelen o boğuk fısıltılar ve kıkırdamalar eşliğinde, inatla havalanan o uçağın gürültüsüne kulak verdim. Biz farklı takımların adamlarıydık, evet. Ama bu gökyüzünün altında, o bayrak için atan kalplerimiz birdi. Ve bu defa, kimse bizi durduramayacaktı. LALİN SANCAK Milli takımın ilk sınavı, voleybol dünyasının her zaman en sert ve en dişli rakiplerinden biri olan İtalya’ya karşıydı. Deplasmandaki bu zorlu mücadele için tribünler tıklım tıklım dolmuştu. Ben de basın tribünündeki yerimi almış, elimde kameram ve not defterimle bu dev karşılaşmanın her anını kaydetmeye hazırdım. Ama salondaki en özel detay tribünlerin ortasındaydı: Galatasaray’ın diğer oyuncuları; Deniz, Emre, Mert, Baran ve yedekler, ellerinde Türk bayraklarıyla, kaptanları Bora ve Kerem’i desteklemek için tribünde yerlerini almışlardı. Deniz, maçın başından beri ayakta, adeta sahada oynuyormuş gibi bağırıp takımı ateşlemeye çalışıyordu. Maç tam bir nefes savaşı gibi başlamıştı. İlk iki seti İtalya, o kusursuz servisleri ve bizim savunmamızdaki ufak iletişim kopuklukları sayesinde 25-22 ve 25-20 önde kapattı. Durum 2-0 olduğunda salondaki o baskı omuzlarımıza bindi sanki. An…