Bölüm 5
Yazar: Karanfil

Beş gün... Sadece beş gün geçmişti ama Burhan Felek Spor Salonu’nun tribünleri, sanki üzerinden yıllar geçmiş gibi bir enkaz alanını andırıyordu. Bora'nın o 5 maçlık cezası boyunca Galatasaray adeta darmadağın olmuştu. Kaptansız, ruhtan yoksun, sahada birbirinin yüzüne bakmayan bir yığın haline gelen takım; o oynamadığı beş maçın hepsinde sahadan boynu bükük ayrılmıştı. Ligde küme düşme hattına yaklaşan, özgüvenini tamamen yitirmiş bir Galatasaray tablosu vardı ortada. Ve bugün, o cezanın bittiği büyük günde, tribünler mahşer yeri gibi kalabalıktı. Basın tribünündeki yerimi almış, omzumdaki kameranın lensini sahaya sabitlemiştim. Kalbim, haftalardır süren o gizli gerilimin ve bu kritik dönüşün heyecanıyla göğsümü dövüyordu. Maçın ilk düdüğü çalmadan hemen önce, tünelden çıkan o devasa silueti gördüm. Bora... Yüzündeki o buz gibi ifade, gözlerindeki o hırs dolu parıltı odadaki bütün oksijeni emmişti sanki. Adeta kafesten salınmış bir kaplan gibiydi; omuzları dik, adımları sert ve kararlıydı. Sahaya adım attığı an, tribünlerden kopan "Kaptan!" çığlıkları salonun çatısını uçuracak gibi oldu. Karşılarında ligin güçlü ekiplerinden biri vardı ve ilk iki set, o eski kabusun devamı niteliğindeydi. Galatasaray yine tutuk başlasa da, Bora’nın sahada var olması bile takımın direncini yavaş yavaş kırıyordu. Ancak ilk set, rakibin sert smaçları ve bizimkilerin hâlâ tam olarak atamadığı o pas uyumsuzluğu yüzünden elden gitti. Deniz, Bora’nın o keskin bakışlarını üstünde hissediyor, pas verirken elleri titriyordu ama yine de Kerem ile kurmaya çalıştığı iki manşetlik direnç ilk setin 25-21 bitmesine engel olamadı. İkinci set ise tam bir fırtınaydı. Rakip takım, liberomuz Baran'ı servisleriyle adeta dövüyordu. Baran yerden yere atlıyor, topu kurtarmak için canını dişine takıyordu ama köşelerden gelen ataklarda Emre ile Mert bloklarda geç kalıyordu. Bora kenarda, adeta sahaya fırlayacakmış gibi ayak parmaklarının üzerinde duruyor, her hatada dişlerini sıkarak takımı uyarıyordu. Ama seremonideki o öfke henüz sahaya tam yansımamıştı ve ikinci set de 25-19 rakibin üstünlüğüyle kapandı. Skor 2-0 olunca, salondaki o ezici sessizlik yine kulaklarımızı tırmalamaya başladı. İşte ne olduysa, üçüncü setin ilk servisinden sonra oldu. Bora’nın o beş maçlık cezanın öfkesini, haksızlığa uğramışlığın verdiği o yangını sahaya yansıttığı an o andı. Oyuna doğrudan ağırlığını koydu. Sahanın içinde adeta rüzgar gibi esiyordu. Smaç vurduğunda topun sesi salonun duvarlarında yankılanıyor, rakip bloklar onun karşısında adeta kağıttan birer duvara dönüyordu. Üçüncü sette Bora’nın önderliğinde takım aniden uyandı. Kerem file önünde devleşti, rakibin iki smaçörünü arka arkaya yaptığı kusursuz bloklarla avladı. Deniz, Bora’nın gözlerindeki o direktifle kendine geldi ve harika çabuk paslar çıkarmaya başladı. Baran arkadan harika manşetler çıkarırken, Aras ve Kaan da oyuna girip enerjiyi tavan yaptı. Galatasaray o seti 25-20 kazanarak nefes aldı. Skor 2-1'e gelmişti. Dördüncü set, sahada adeta bir savaş alanını andırıyordu. Bora, her sayının ardından takım arkadaşlarını tek tek silkiyor, "Daha bitmedi, devam!" diye kükrüyordu. Onun bu duruşu, sahada omuzları çökmüş olan herkesi dikleştirmişti. Doruk bile bu fırtınanın ortasında pas almak zorunda kalıyor, Bora'nın o inanılmaz hırsı karşısında hata yapmaktan korkarak oynamak zorunda kalıyordu. Emre’nin köşeden patlattığı o çapraz smaçla set sayısını aldık ve dördüncü seti 25-22 alarak maçı tie-break setine taşıdık. Salon ayağa kalkmıştı; herkes bu inanılmaz geri dönüşü izliyordu. Beşinci ve son set, nefeslerin tutulduğu o 15 sayılık final... Sayılar başa baş gidiyordu: 8-7, 10-10, 13-13... Herkesin bacaklarına kramp giriyor, yorgunluktan nefesler kesiliyordu. Ama Bora’da yorgunluk diye bir kelime yoktu. Skor 14-13 rakip lehineyken, servis turu bize geçti. Bora servis çizgisine geldiğinde, salonda, iğne atsan yere düşmeyecek bir sessizlik oldu. Elindeki voleybol topunu iki kez yere vurdu, gözlerini karşı sahaya dikti ve o ef…