3.BÖLÜM
Yazar: Yazan Kelebek

Uzun sayılabilecek güzel bir bölüm ile geldim. Olayların içine daha çok dahil olmaya yavaş yavaş başlıyoruz. Umarım beğenirsiniz. İyi Okumalar • • • 3.BÖLÜM Çocuk olmak, büyük ve saf bir merakla her şeyi gözlemlemek, her şeyin yeni ve büyülü olduğunu hissetmekti. Güzel rüyaların içerisinde kaybolmak gibiydi. Her yeni bir adım, onlar için büyük keşifler demekti. Dünya, çocuklar için devasa bir oyun alanıydı. Zihinlerindeki bilinmezliği, büyüklüğü ile cevaplardı. Her bir köşedeki gizemi ve heyecanı hissetmelerini sağlardı. Çocuk olmak, aynı zamanda kabuslara ve korkularla sarılmaktır. Geceleri odanın köşesinde beliren gölgeler, bir an için korkutabilirdi, ama sevgi tüm bu korkuları yok ederdi. Zaman, çocukken sonsuzmuş gibi gelirdi. Zihnin sürekli yeni şeylere büyük merakla misafirlik yapardı. Gördüğün her yeni bir şey, yeni bir soruya sebep olduğu gibi hayal dünyana başka bir kapı daha eklerdi. Çocuk olmak, dünyanın en basit zevklerinden mutluluk almak ve kalbinde özgürlük hissetmekti. Çocuk olmak, hayatın ne kadar büyülü ve keşfedilecek bir şey olduğunu anlamaktır. Çocuk olmak, hayallerinin gerçekleştiği bir dünyaya hapsolmak gibiydi. Çocuk olmayı geride bırakalı yıllar olmuştu. Hayali bir dünya , kendini gerçek dünyaya bırakmıştı. Hayat, her zaman zorluklarla dolu bir yolculuk olarak , çocukluğun gölgesinden, saklandığı yerden çıkmıştı. Karşımda sessiz ama meraklı bakışlarını yüzümün her bir köşesinde, biraz da utanarak gezdiren küçük kız, bana tekrar çocuk olmanın nasıl bir şey olduğunu anımsatmıştı. Tırnaklarım canımı yakmak ister bir şekilde avuçlarıma batıyordu. Göz yaşlarım ortaya çıkmasın diye kendi içimde büyük bir mücadele veriyordum çünkü karşımda duran küçük, savunmasız beden; kardeşimin elinden alınan çocukluğunu sert bir şekilde bana hatırlatmıştı. Benim kardeşimin, hayal dünyasını kana boğmuşlardı. ''Babacığım.'' Mihre, sonunda konuştuğu zaman onun gibi bende başımı Ulaş'a çevirmiştim. Sandalyesini, kızının sandalyesine biraz daha yaklaştırdı. Onu ilk defa gülümserken görüyordum. Mavi hareleri, sıcak bir deniz gibiydi. ''Söyle bebeğim.'' Onu daha iyi duyabilmek ve gözlerini görebilmek için hafifçe eğilmişti. ''Acıktım. Ne zaman yemek yiyeceğiz?'' ''Çok az kaldı. Biraz daha bekleye bilir misin?'' Kibar bir şekilde sorması, beni biraz şaşırtmıştı. O kadar kaba ve umursamaz biri gibi duruyordu ki böyle sakin ve güler yüzlü olacağını asla tahmin etmedim. Mihre çocuksu bir şekilde, ''Beklerim o zaman.'' Dedikten sonra bizi yine bir sessizlik sarmıştı. Ulaş, Mihre'nin de benim de birbirimize kaçamak bakışlar atmaktan ileriye gidemeyeceğimizi fark etmiş olmalı ki, sessizliği bozdu. ''Meyra ablanla tanıştın mı?'' derken 'ablan' kelimesini gözlerimin içine bakarak vurgulamıştı ama görmezden geldim. Ölen eşinin yerini almak gibi bir niyetim yoktu. ''Tanışmadım.'' Dedi ve başını bana doğru çevirdi. Babasının birer kopyası olan gözleri, sanki dakikalardır beni incelemiyormuş gibi büyük bir merakla yüzümde gezinmeye başladığı zaman ona gülümsedim. Gülümsemem ona cesaret vermiş gibi heyecanla oturduğu yerde kıpırdandı, masaya biraz daha yaklaştı. ''Saçların çok güzel! Benim saçlarım hep kabarık hep. Ama seninkiler öyle değil, çok güzel.'' Kıvır kıvır kahverengi bukleleri omuzlarından aşağı güzel bir şekilde dökülürken kendi saçlarının güzelliğini bilemeyecek kadar küçüktü. Elimi uzatarak saç tutamlarına dokundum. ''Teşekkür ederim ama senin saçların daha güzel. Ne güzel buklelerin var öyle. '' Yüzündeki gülümsemesi büyüdü. ''Babamda böyle diyor. Gerçekten güzel mi buklelerim?'' , onaylanma ihtiyacı ile sordu ve küçük parmaklarını benim gibi saçlarının üzerine gezdirdi. ''Gerçekten güzel.'' Dediğimde yanakları hafifçe kızarmıştı. Aklına yeni bir şey gelmiş gibi merakla yüzüme baktı. ''Sen artık bizimle mi yaşayacaksın? Babam öyle söyledi. Evlenecekmişsiniz.'' Ona bir cevap vermeden önce Ulaş'a baktım, başını hafifçe sallayarak onay verdiğinde tekrardan Mihre'ye baktım. ''Evet, sizinle yaşayacağım. Babanla da evleniyoruz.'' ''B…