13.BÖLÜM
Yazar: Yazan Kelebek

Beklenen bölüm sonunda geldi diyebiliriz, iyi okumalar. Yorumlarınızı ve oylarınızı bekliyorum. 13.BÖLÜM Karanlık, huzur değildi ama huzursuzluk demek de değildi. Onu şekillendiren zihnimizin köşesine sinsi bir şekilde saklanmış anılar ya da düşüncelerdi. Geçmişin üzerinde son bir yıla kadar çok durmazdım çünkü an kalıcı olurdu, öncesi de sonrası da önemsizdi ama bunu anlamak için canımın yanması gerekiyormuş. Bedenim anın içine sıkışmış bir şekilde ilerliyordu, kalbim ise geçmişte kalmış bir seyirciydi. Bazen tepki veriyor bazen de tepkisiz kalıyordu çünkü benim için anları süsleyen insanlar ölmüş ve geçmişte kalmıştı. Gelecek, geçmişin kurumuş kan lekelerinin üzerinde ilerlerken nefes almak çok zordu. Gözlerimi açtığım zaman kalbime yerleşen korkunun sebebini hatırlayamıyordum ama kulaklarıma ulaşan sert yağmur damlalarının sesi ve odanın içerisine yansıyan şimşeğin ışığı sessiz bir cevap gibiydi, gürültülü olmasına rağmen. Kollarının arasında olduğum bedene sıkıca sarıldığımı ve aramızdaki birkaç milimlik mesafeyi de kapatmış olduğumu fark ettiğimde başımı biraz yukarı doğru kaldırdım. Uyuduğunu sansam da yeşil gözleri ile hemen göz göze gelmiştim ama gözleri biraz da kızarıktı. ''Gök gürültüsüne uyandım.'' Dedi yeni uyandığı için boğuk çıkan sesiyle. ''Ama sen kabus görüyor gibiydin.'' Dediğinde alnıma yapışan saç tutamlarımı o düzeltene kadar fark etmemiştim bile. ''Hatırlamıyorum.'' Diye mırıldanırken derin bir şekilde iç çektim ama onun burnuma ulaşan odun ve tarçın karışımı kokusu, kalbimi ele geçiren korkuya inmiş bir darbe gibiydi. Şiddetini azaltmıştı. ''Sıcakladım.'' Dedim ve kollarının arasından biraz da olsa uzaklaştım. Aramızdaki boy farkından dolayı yorgan neredeyse çenemi bile kapatıyordu ve görmüş olduğum kabus ile de iyice sıcaklamıştım. Yorganı biraz tekmeleyerek kendimden uzaklaştırdım. Gökyüzü bir kez daha gürlediğinde, dışarıdaki fırtına da şiddetlenmişti. Başımı cama doğru çevirdiğimde odanın kapısına sert bir şekilde vuruldu hemen ardından da Selin'in sesini duyduk. ''Abi.'' Ulaş ayağa kalktığı zaman odanın ışığını da yakmıştı ve gözlerim birkaç saniyeliğine de olsa ağrımıştı. Loş ışığa fazlasıyla alışmıştım. Kapıyı açtığı zaman Selin'i ve yanında elini sıkıca tutmuş ağlayan Mihre'yi de görmek, oturur pozisyona gelmeme sebep olmuştu. Ulaş ''Babam,'' dedi şefkatle , Mihre'yi kucağına aldı ve onun da tek ihtiyacı olan buymuş gibi kollarını boynuna sararak yüzünü de boyun girintisine yaslamıştı. ''Abi, sakinleştiremedim. Seni istedi. Anlaşılan küçük hanım, benim de onu koruyabileceğime pek inanmıyor.'' Dedi Selin sonlara doğru sesine oyuncu bir hava katarak. Mihre ağlamasına rağmen halasına cevap yetiştirmekte gecikmedi. ''Babam, bana söylediklerini hep sana da diyor hala. Nasıl bizi koruyacaksın ki? Babam hep bir şey olursa yanıma gelin diyor.'' Dediğinde Selin gülümsedi ve onun yanağını hafifçe çekiştirdi. ''Senin yaşının dört katı kadarım bücürük.'' Dedi ve uykusunu daha fazla açmak istemezmiş gibi bana baktı, ''İyi geceler.'' Dedi ve odasına gitti. Ulaş da kucağındaki Mihre ile yanıma gelip oturdu. ''Kızım ağlanacak bir şey yok ki, sadece yağmur yağıyor.'' Omuz silkti ve başını babasının omzuna yasladığı zaman onunla göz göze gelmiştim. Onlara doğru biraz yanaşarak elimi sırtına yasladım. ''Mihre,'' dediğimde yaşlı gözleri ile bana bakıyordu. Ağlaması, kalbimin en derinlerine kadar uzanmıştı. Göz yaşları sanki tonlarca ağırlıktaymış da o ağırlığın altında eziliyormuşum gibi hissetmiştim. ''Bazen üzülebiliyor ya da sinirlenebiliyoruz ya, gökyüzü de öyle olduğu zaman böyle yağmur yağıyormuş. Ama bize zarar veremez çünkü evde güvendeyiz. Hem kızdığı kişi biz de değiliz zaten.'' Huysuzca, ''Ama çok gürültülü.'' Dediği zaman yanağına bir öpücük bıraktım. '' O zaman biz de televizyonu açarız.'' Dedim ve komidinin üzerinde duran kumandaya uzandım. ''Ben de perdeyi kapatayım.'' Dedi ve Mihre'yi yanıma bırakarak ayağa kalktı. Babasından uzaklaşmak hoşuna gitmemiş olmalı ki kaşları hafifçe çatılmıştı. Onu kend…