11.BÖLÜM
Yazar: Yazan Kelebek

Güzel bir bölüm ile geldim, yorumlarınızı da bekliyorum. İyi okumalar. 11.BÖLÜM Yeryüzünde sıkışıp kalmıştık. Ne ayaklarımızın altındaki zeminin altında ne olduğunu biliyorduk ne de bulutların ardında neler olduğunu. Bilinmezlik, hayatın her yerindeydi ya da hayatın kendisi kocaman bir bilinmezlikti. Bulutlar, bizim göremediğimiz bir şeye kızmış gibiydi. Birbirlerine sıkıca sarılmış ve yeryüzünü sert ama hızlı damlaları ile ıslatıyorlardı. Sanki bu bir cezaydı. Bir yıldır, geceleri pek uyuyabilen biri değildim. En fazla dört beş saat uyurdum ancak gece yağmaya başlayan şiddetli yağmurlar beni hep ürkütürdü. Uyuyamazdım. Yirmi altında yaşında olsam bile böyle geceler de annemle ya da babamla uyurdum, bazen de her ikisi ile. Hatta Nil de yağmurun sesine korkarak uyanır ve yanımıza gelirdi. Son bir yıldır ise hissettiğim tedirginlik ile oturur bulutların verdiği cezanın bitmesini beklerdim. Aslında yağmuru çok severdim ama bir cezayı değil. Mihre'de bu sesten korkup uyanır mı bilmiyordum ama onun yanında babası vardı. Benim yanıma da gelip uyuyabilirdi. Kendim korksam da onun korkmasına izin vermezdim. Uyuyamayacağımı bildiğimden yatağımdan kalktım. Sıfırdan bir çizim yapabilecek kadar iyileşmemiş olsam da taslaktaki çizimlerin üzerinden geçebilirdim. Kahve yapmak için odamdan çıkmak üzereyken Mihre'yi kontrol etme isteğime engel olamadım. Belki de uyurken üzerini açmıştır ve havalar artık soğuktu. Hasta olmasını istemezdim. Odasının kapısını yavaşça açarak içeri girdiğim zaman kenarda duran poşetlere çarpmıştım. Neredeyse tüm günümüzü alışveriş merkezinde geçirdiğimiz için akşam yemeğini de orada yemiş ve eve gelmiştik. Mihre o kadar çok yorulmuştu ki arabada uyuyakalmış ve Ulaş, ona pijamalarını giydirirken bile uyanmamıştı. Anlaşılan o ki hala derin bir uykudaydı. Oyuncak ayıcığına sarılmış bir şekilde uyurken yastığına dağılan saç tutamlarını nazik bir şekilde okşamaya başladım. Uyurken çok masum görünüyordu ve bu bilinmezlikte bu kadar masum oluşu beni endişelendiriyordu. Hayatlarına ben dahil olmasam da tehlikenin göbeğinde her zaman olacaktı ama o tehlikede onun canının yanmasına sebep olabilecek darbelerden biri olmak istemiyordum. Çok küçüktü. Yanağına ufak bir öpücük bıraktım, uykusunun bölünmesini istemiyordum. Karnına doğru kaymış olan yorganını omuzlarına kadar çekerek düzelttim. Evin içerisi sıcak olsa da çocukların bünyesi çok zayıftı hem bugün de hep kalabalık yerlerde dolaşmıştık. Yarın onun için sebze çorbası yapmayı aklımın bir köşesine not alarak ayağa kalktım ve sessiz adımlarla odasından çıktım. Aşağı kata indiğimde Ulaş'ın da uyuduğunu fark ettim, uyanık olsaydı salonda olurdu. Mutfağa geçtim ve kahve ile bardağı tezgahın üzerine bıraktım. Suyun kaynamasını beklerken dışarıdan sessiz görünsem de zihnimden ve kalbimden yükselen gürültülü sesleri sadece ruhum duyabiliyordu. Ulaş'ın alışveriş merkezindeyken söylediği şeyler bozuk bir plak gibi tekrar edip duruyordu. Kontrol ettiğimi ve maskemin arkasına sakladığımı sandığım her bir duyguyu görebilmiş olması kalbime ağır gelmişti çünkü buna alışkın değildim. Her zaman çok başarılı bir şekilde hislerimi karşımdaki kişiden saklayabilirdim bunu da babamdan öğrenmiştim. Aşk, zihnimde her zaman kırmızı sinyaller veren tehlikeli ve yasak bir duyguydu. İnsanın kendine olan en büyük hakareti ve başarısızlığı gibi geliyordu ve ben başarısız olmaya tahammül edemezdim belki de bu yaşıma kadar bu yüzden kaçmıştım. Ulaş'a yakalanana kadar da kaçabildiğimi sanıyordum oysaki tek yaptığım kendimi kandırmakmış. Ona karşı olan hislerim için ölür müydüm? Hayır. Ama onu beğeniyordum, teması beni rahatsız etmiyordu ve onunla sessizliği bile paylaşmak huzursuz gelmiyordu. Onunla atışmayı da seviyordum ve ondan fazlasıyla etkileniyordum da. Ama bu hisler, sürekli yan yana olduğumuz için rutinin bir parçası olmak istemiş olabilirdi. Ulaş'ın da bana karşı kalbinin boş olmadığını bilmek, kalbimin etrafında sinyal tabelalarının oluşmasına sebep olmuştu. Hangi yola sapmam gerektiğini gös…