GİRİŞ | DÖNÜM NOKTASI
Yazar: Vera

Oy vermeyi ve satır arası yorum bırakmayı unutmayın, sizi çok seviyorum. Bu kitap yoğun dram, psikolojik baskı, intikam, ailevi sorunlar, kayıplar, manipülasyon ve ağır duygusal içerikler barındırmaktadır. Bazı bölümlerde karakterlerin yaşadığı olaylar rahatsız edici veya tetikleyici olabilir. MAHŞER, kolay okunan bir hikâye değildir. Okuyacağınız her şey kurguya aittir. Keyifli okumalar. 🖤 •• 08.02.2024. "Bu kitabı, artık yanımda olmayan kardeşime adıyorum. Her sayfasında senden bir parça, her kelimesinde sana bıraktığım bir özlem var." Unutulmadın. Hiçbir zaman unutulmayacaksın. Seni hep seveceğim. GİRİŞ - MAHŞER Bazı insanlar hayatınıza tesadüfen girmez. Bazıları, geçmişinizin hesabını beraberinde getirir. Bazen insanlar gider. Öyle bir anda hayatınızdan çıkıverir, siz farkında bile olmazsınız. Her gün içinizde bir özlem olur, her gün onu düşünerek ağlarsınız. Ama o zaman anlarsınız her şeyin çoktan bittiğini. Fakat bazı şeyleri anlamakta zorluk çekersiniz, kabullenmek istemezsiniz, ama zorundasınız. En kötüsü ise; ölmüş insanın yüzünü, sesini ve o masum gülüşünü unutmaktır. Keşke dersiniz. Keşke o burada olsaydı. Sarılsam, kokusunu içime çeksem dersiniz. Bir de neyseler var. Zamanla unutursunuz. Her şeyini, kıyafetler ihtiyaç sahiplerine verilir. Her gün o gülüşü gözünüzün önüne gelir, sonra neyse o gitti dersiniz. Ama içinizdeki o yangın gittikçe körükleniyor. Artık ölsemde onun yanına gitsem dersiniz fakat günün sonunda neyse dersiniz. Son olarak bir de; Belkiler var. Belki şuan burada olsaydı güler eğlenirdik olurdu. Fakat her şeyin çok geç olduğunu çoktan kabullenmişsinizdir. Belki yanımda olur sarılırdık. Keşke burada olsa. Neyse olan oldu. Belki başka bir hastaneye götürseydim yaşardı. 🕯️ Bazı acılar zamanla geçmez. Sadece insan, onlarla yaşamayı öğrenir. Bazı gidişler vardır, insanın içine öyle bir oturur ki göğsünde bir hançer değil, bir gül taşıdığını sanırsın. Ta ki dikenleri batana kadar. Çünkü bazı acılar bir anda gelmez. Önce küçük bir sızı olur. Sonra büyür, derinleşir ve insan farkına varmadan içinde kocaman bir boşluğa dönüşür. İnsan bazen ne kadar güçlü olduğunu sanarsa sansın, bazı şeylerin karşısında gerçekten güçsüz kalıyor. Ben de kaldım. O gün odamda tek başıma otururken dışarıdan gelen sıcak havaya rağmen içimde garip bir soğukluk vardı. Haziran ayının sıcaklığı camdan içeri vuruyor, perdelerin arasından sızan güneş yatağın üzerine ince bir ışık bırakıyordu. Normalde insanın içini ısıtacak kadar güzel olan o ışık bana hiçbir şey hissettirmiyordu. Odamın içerisinde ağır bir sessizlik vardı. Duvarlar, eşyalar, yatağın üzerindeki dağınık kıyafetler bile sanki bana bakıyormuş gibi geliyordu. Bir süre tavana baktım. Tavanda küçücük bir leke vardı ve gözlerimi ondan ayırmadan dakikalarca aynı yere bakmaya devam ettim. Çünkü başka bir yere bakarsam aklıma yine o gelecekti. Telefonum yatağın üzerinde duruyordu. Ekranı kapalıydı ama yine de gözlerim sürekli ona kayıyordu. Bir mesaj gelir diye beklemiyordum aslında, gelmeyeceğini biliyordum. Ama insan bazı şeylerin olmayacağını bilse bile beklemekten vazgeçemiyor. Elimi uzatıp telefonu aldım, ekranı açtım ve rehbere girdim. İsmini gördüğüm anda parmağım ekranda öylece kaldı. Birkaç saniye boyunca sadece ismine baktım. Aramak istedim. Hatta parmağımı arama tuşunun üzerine bile getirdim. Sonra durdum. Neyi arayacaktım ki? "Nasılsın?" mı diyecektim. "Beni duyuyor musun?" mu diyecektim. Cevap veremeyeceğini biliyordum ama yine de içimde saçma bir umut vardı. Sanki arasam, telefonun diğer ucundan o tanıdık ses gelecekmiş gibi. Sanki bana her zamanki gibi cevap verecekmiş gibi. Telefonu yatağın üzerine bıraktım ve ellerimi yüzüme kapattım. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladığında artık onları durdurmaya bile çalışmadım. Ağlamak bazen insanın elinden gelen tek şey oluyor. Ne kadar sustursanız da içinizde biriken şeyler bir yerden çıkmak zorunda kalıyor. Benim içimde de çok fazla şey birikmişti. Söyleyemediğim sözler, sarılamadığım insanlar, geri getiremeyeceğim g…