Mahşer Gününe Kadar

Giriş

Yazar:

Mahşer Gününe Kadar - Birincitanesiyim kitap kapağı
Mahşer Gününe Kadar kitap kapağı

“Ben sana mecburum bilemezsin, adını mıh gibi aklımda tutuyorum” CEMAL SÜREYA Nedir ki insan. Bir avuç toprak. Ya da bu dünyada ki en değerli can. Defalarca okuduğum bir kitabın altını çizdiğim tek satırlarına anlam bulmak istedim. Sahi gerçekten bu kadar önemliysek niye vardı ki zorluklar. Niye insanlar acı ve kedere boğulmak zorundaydı. Neden ölüm vardı. Ayrılıklardan geriye kalan sadece acıydı, sadece geriye kalanların acısı. Kabullenmek zorundaydık. Hepimiz bir gün bu dünyadan gidecektik, sonsuzluğa. Yanaklarımdan akan yaşı sildikten sonra ayağa kalktım. Hafif kenarları çatlamış aynanın önünde kendime bakarken içim acıdı bu halime. Yüreğimi söküp alsalar bu kadar acır mıydı. O kapının arkasında duyduğum kahkaha sesleri kulaklarımda çınlarken göz yaşım sessiz kaldığım bu duruma söyleyemediklerimin ahı gibi aktı yanaklarımdan. Gözlerimin ışığı sönmüştü, oysa bu sabah onun için parlıyordu yeşil harelerim bir yıldız gibi. Aynadan yansıyan ay hilal şeklini almıştı. Tıpkı buraya geldiğim gün gibiydi. Burnumun direği sızlarken arkamı döndüm. Mazi derin bir karanlıktı belki ama onun içinde parlayan sadece ay vardı. Dairemin terasına doğru ilerledim. Burnuma gelen ağaçların kokusu beni mesut ederken üst çaprazımdaki terastan sesler yükseldi. Temur Tan. Yukarıda bir kadınla gecesini geçirirken, karısının kahkahalarının duyduğundan habersiz olan Temur. Neydi ki aşk. Neydi ki evlilik. Neydi ki sevda. Karısından başka kadınlara okuduğu gazel mi yoksa. Duyuyordum her şeyi, duyuyordum Temur. Terasın korkuluklarından yukarıya çevirdim başımı. Korkum, kırgınlığım, paramparça oluşum, ona ait kalbim, bir tek ona parlayan gözlerim hakikatlere bir kez daha eşlik etti. Temur bütün şehri ayaklarının altından izlerken yanındaki kadın ise ona yandan sarılıp başını göğsüne yaslamıştı. Kadının elini alıp öperken tekrar izlemeye devam etti manzarayı. Ama beni hiç görmedi. Ruhsuz bakışlarım aşağı inerken hiçbir şey umurumda değildi artık. Sanki bundan sonra yok muşum gibi hareket ediyordu bedenim. İradem dışıydı her şey. Ellerim önce başımdaki tacı çıkardı, sonra elbisemin göğüs kısmına ilerleyip bu saraydaki herkesin taşıdığı küçük bir tüp içine sıkıştırılmış zehri aldı. Ne tuhaf değil mi. Bir can almak için bir damlası bile ziyadesiyle yeterken hayatımızın minicik zehirle bile sonlanabileceği. O kadar mı değersizdik. O kadar mı değersizdim. Temur. Benim ey sevgilim… Gönlümün efendisi yüreğimin sahibi sevgilim. Bu sana okuduğum son gazelim olsun. “Görüp sînemde yârin el, çökerken aşk-ı hûbânım, Zehîr eyledi bir bakış, helâk oldu nihânım.” “Ne yâdigâr kaldı senden, ne yâr olurdu cânına, Vedâ ey mahzun ömrüme, vedâ ey Tan’ım.” Zehir dudaklarımın arasında içilmeyi bekleyen Azrail gibiydi. Teras soğumaya başlamış sanki gideceğimin habercisi gibi esmeye başlamıştı etraf. Saçlarım rüzgarın etkisiyle geriye doğru savrulurken son bir kez bakmak istedim. Kan çanağına dönmüş gözlerim son kez ihaneti görmek istedi. Keşke sadece onu görseydim. Gözlerimiz kesiştiğinde bana baktığını gördüm. Gözleri o kadar anlamsız bakıyordu ki, Temur olduğuna inanmak istemedim. Zehir dudaklarımın arasından sızarken her şey bitmişti. “Aşkınla dirildim bir vakit, ihanetinle gömüldüm ey Temur.” Selam canlarrrr💙. Bu hikaye tamamen benim uydurmasyon tarihim ile yazılmıştır biraz osmanlı havası var gibi, konuşma tarzları evet öyle. Ama tamamen benim uydurmam, benim dünyam dan ibaret lütfen bunu unutmayınız.

Bölümün tamamını WritePad'de oku