8. BÖLÜM
Yazar: İrem Nur Deliceoğlu

"İnsanın büyüdükçe mi artıyordu dertleri? Yoksa insan, büyüdükçe mi anlıyordu gerçekleri?" Özdemir Asaf Bazı anlar vardır ne yapacağınızı bilmezsiniz. Düşünürsünüz, kendinizce tartarsınız ama çıkış yolu bulamazsınız içinizi bilmediğiniz bir boşluk kaplar. Şu an tam da böyleydim. Ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Ayaz'ın hareketleri kafamı karıştırmaya başlamıştı. Amacı neydi? Neden beni sürekli gözleri ve hareketleri ile rahatsız ediyordu. Ben ne yapmış olabilirdim ki ona? Ya da farklı bir şey mi vardı? Gerçekten anlamıyordum. Kafamda tonlarca soru vardı. Ne kadar düşünürsem düşüneyim hiçbir sorumun cevabını bulamıyordum. Doğrusu ne yapmak istediğimi bile bilmiyordum. Rüzgardan oldukça uzaklaştıktan sonra bir yere oturdum. Hava soğuktu fakat soğuğu hissetmiyordum. Şuan nerede olduğumu, nasıl otele döneceğimi bile bilmiyordum. Evet şuan abartıyordum. Bunun bende farkındaydım fakat Rüzgar bana bu zamana kadar neredeyse hiç kızmamıştı. Şimdi ise saçma sapan biri yüzünden bana kızmış ve kalbimi kırmıştı. Bazen çok kırılgan biri olduğumu düşünüyordum. Hatta direkt kırılgan biri olduğumu kabul ediyordum. Etrafındakiler bunu zaten biliyordu ama bugün Rüzgar bilmiyormuş gibi davranmıştı. Bana Ayaz'ı mı koruyorsun demişti. Bunu nasıl düşünebilirdi ki? Gerçekten aklım almıyordu. Nasıl olur da bana böyle saçma bir soru sorabilirdi? Zaten saçma sapan biri ile uğraşıyordum. Bir de bu yetmezmiş gibi onu korumak ile suçlanmıştım. Alt tarafı Rüzgar yine kavga etsin istemedim. Çok şey mi istemiştim? Keşke bıraksaydım da yeseylerdi birbirlerini! Hah, sanki öyle olsa Rüzgar için üzülmiyeceksin sanki Derin! Bir süre kendim ile kavga ettikten sonra otele dönmeye karar verdim fakat daha nerede olduğumu bile bilmiyordum. Nasıl dönecektim ben şimdi? Sanırım abimi aramalıyım... Telefonumun ekranını açıp abimi aradım. Düşündüğümden daha hızlı açtı. Her zaman ki sevecen sesiyle "Efendim miniğim."dedi. "Abi beni alabilir misin? Nerede olduğumu bilmiyorum sanırım kayboldum." "Sen Rüzgar ile değil miydin?" "Kavga ettik bende tek başıma yürüdüm biraz ama oteli bulamıyorum." Telaşlı sesiyle " Konum at hemen geliyorum." diyerek yüzüme kapattı. Kapatır kapatmaz abime konumumu attım ve beklemeye başladım. O sırada bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi. '0544 * 72: Merhaba. Nasılsın?" bu da kimdi böyle? bildirimden mesaja tıkladım. Ardında yazan kişinin profiline baktım. Sırtı dönük, kafasını omzunun üzerine doğru döndürmüş, siyah beyaz çekilen bir fotoğraftı. Omuzları oldukça geniş duruyordu. Bu kişi Berkinden başkası değildi. Şu an kalbim deli gibi atıyordu. Bu kadar heyecanlanmam normal miydi? Bana yazacağını zaten söylememiş miydi? Evet söylemişti ama aradan 2 haftaya yakın bir süre geçmişti. Belki rahatsız olur diye yazmamıştım. Heyecandan ellerim bile titriyordu. Buz gibi kış havası yerini sıcacık yaza bırakmış gibi hissediyordum. Yan profilden o kadar kusursuz ve göz kamaştırıcı duruyordu ki. Acaba bu kadar güzel gözüktüğünden haberi var mıydı? Evet belki de dünya yakışıklısı değildi ya da tamamen mükemmel, kalıplı biri değildi ama bana oldukça yakışıklı, mükemmel geliyordu. Kalıplı olmaması bence bir problem değildi. Zaten çok iri yarı, kaslı insanları pek sevmezdim. Her şey kararınca olmalıydı. Fotoğrafını incelemekten aklıma görüldü atıp cevap vermediğim geldi. Daha fazla vakit kaybetmeden yazmaya başladım. 'Merhaba. Sen nasılsın?' yazıp yolladım. Anında görüldü olmuştu. Ne yani mesajda mı beklemişti? Ah sanırım kalpten gideceğim! "Bende iyiyim. Aslında daha önce yazacaktım fakat belki müsait değilsindir diye yazamadım. Rahatsız etmiyorum değil mi?' dedi. Sen beni nasıl rahatsız edebilirsin ki? Bu kadar düşünceli, nahif birinden nasıl rahatsız olabilirdim ki? ' Estağfurullah neden rahatsız olayım. İstediğin zaman mesaj atabilirsin.' yazıp yolladım. Ne!? İstediğin zaman mı demiştim ben ona? Ah Derin senin derdin ne ne canım!? Öyle pat diye denir mi bu? Sanki hep mesaj atmanı istiyorum ama söyleyemiyorum der gibi... Gerçi bu yalan değildi. Yalan dersem t…