2. BÖLÜM
Yazar: İrem Nur Deliceoğlu

"Her fırtına hayatı bozmak için gelmez, bazıları yolunu temizlemek için gelir." Paulo Coelho İşte sabah sabah bunu beklemiyordum ama asla yanına oturmayacaktım. Beni gözleriyle yiyen birinin yanına oturmazdım da zaten. Yine başlamıştı gözlerini üzerime dikip gözünü bile kırpmamaya. Fazla bakmadan hemen gözlerimi gözlerinden çektim ve demirlerden birini tuttum. Böylesi daha iyiydi evet evet kesinlikle en iyisi buydu. Bakışlarından rahatsız olacağım hiç mi aklının ucundan geçmiyordu anlamıyorum hani tavırlarımdan az çok tahmin etmesi gerekiyordu ama yok ısrarla bakıyor çocuk! Hiç yüzümde mimik oynamadan kulaklığımı taktım ve rastgele bir şarkı açtım. Müzik beni sakinleştiriyordu hatta bazen uyumadan önce doğa sesleriyle meditasyon yapıyordum. Belki bazılarına saçma geliyordu ama bu beni olabildiğince rahatlatıyordu. Şimdi meditasyon yapamazdım tabi ki de ama bir şekilde sakinleşmem gerekiyordu. Ne yapayım diye düşünürken nefes egzersizi yapmak geldi aklıma kimse fark etmezdi ya nefes alıp verdiğimi. Olabildiğince yavaş ve sessiz olacak şekilde derin derin nefes alıp verdim. İşe yarıyordu yarayacağını da biliyordum zaten. Yol boyunca asla onun olduğu tarafa bakmadım ama bana baktığını biliyordum. Nihayet fakültenin önüne geldiğimizde deli bakışlardan kurtulabildim hızla inip fakülteye koşar adımlarla girdim. Nefes nefese kalmıştım amfiye böyle giremezdim çantamdan suyumu almak için çantamı aramıştım ama bulamadım suyumu koymayı unutmuştum. Kantine gidip su almaya karar verdim derse beş dakika civarı kalmıştı derse geç kalmamak adına hızlı hareket etmiştim. Suyumu içtiğimde nihayet rahatlamıştım artık derse gidebilirdim çantama suyu koyup kapıya doğru hareket ettim tam o sırada Ayaz da kantine geliyordu. Bu çocuk beni mi takip ediyordu yahu yer yerde karşıma çıkıyordu kızlar lavabosunda da karşıma çıkarsa şaşırmayacaktım artık. İkimizde aynı anda kenara çekildik, sonra geçmek adına diğer tarafa aynı anda çekildik bu sefer baktı böyle olmayacak bana yol verdi hiç tereddüt etmeden hızla geçip sınıfa gittim ve yerime yerleştim. Dersin çoktan başlaması gerekiyordu fakat hoca gelmemişti. Bölüm başkanımız gelip hocamızın geç kalacağını burada beklememiz gerektiğini söyledi. Hoca çıkar çıkmaz amfiden konuşmalar yükselmeye başlamıştı. Onların bu hallerine alışmıştım. O sırada Adayla birbirimize bakıp fırsatımızı değerlendirip uyuyalım der gibi baktığını gördüm bu bakışı nerde görsem tanırdım çünkü. Hiçbir şey demeden direkt başımı sıraya koydum gece o kadar uyumama rağmen hızla uykuya daldım. Kolumu birinin dokunmasıyla gözümü açmıştım. Hoca gelmiş yoklama kağıdını dolaştırıyordu. Kafamı yavaşça kaldırıp beni dokunan kişiye yavaşça baktım. Kimdi bu çocuk? İlk defa gördüğüme yemin edebilirdim ama asla kanıtlayamazdım. Dağınık koyu kahve saçları, dolgun dudakları, acı kahve gözleri ve kusuruz bir burnu... Her şeyi birbirini mükemmel derecede tamamlamış gibiydi. Onu incelediğimi fark etmemesi adına hızla önüme koyduğu yoklama kağıdını imzalayıp Adayı uyandırdım. Aklım hala omzuma dokunan narin ince, uzun ellerdeydi. O kadar yavaş ve nahif dokunmuştu ki... Neden şuan onu düşündüğümü bilmesem de kusursuz yüzü gözümün önüne oturmuş gitmiyordu. Daha fazla onu düşünmemek adına kendimi derse verdim. Derslerin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Son dersimin bitmesine çok az bir vakit kalmıştı. Hukukun başlangıcı dersi hocası birkaç bir şey daha söyleyip dersi bitirdi. Herkes yavaş yavaş çıkmaya başlamıştı. Bende tam dışarı çıkmak için hareketlenmiştim. Ayağımı sıradan çıkarttım tam kalkacakken biri ayağıma basmıştı kafamı kaldırdığımda pişkin pişkin yüzüme bakan Ayazla karşılaştım. " Ne yapıyorsun sen ya?" sinirlerim tavan olmasına ramak kalmıştı. " Belli olmuyor mu ne yaptığım görmüyor musun? Kör müsün yoksa?" ne kör mü? Sınıfta kalan tek tük kalan kişi dönüp bize bakmış üstüne bir de gülmeye başlamışlardı. Bu çocuk neyin peşindeydi rezil etmişti beni. Allah'ım sen sabır ver ne olur!Allahtan Ada acelesi olduğu için biraz erken çıkmıştı yoksa delirirdi…