1. BÖLÜM
Yazar: İrem Nur Deliceoğlu

"Hayat yaşadığım zorluklar karşısında bana bağıra bağıra susmayı öğretmişti." Boş bir yol, kuru ama bir o kadar da etkili Ankara'nın ayazı ve karın hışırtısı... Bundan daha güzel bir şey var mıydı ki? Kesinlikle yoktu. Ne kadar üşüsem de kışın öylesine yürüyüş yapmak bana çok iyi geliyordu. Bazı sabahlarda fakülteye yürüyerek gidiyordum. Yaşadığım yer fakülteme pek de yakın değildi aslında yarım saat bir saat civarı yürümem gerekiyordu. Sırf bu huzuru tatmak için genelde annemle kavga ediyordum. Yalnız kalıp yürümek her zaman bana iyi geliyordu. Düşüne düşüne yürümek terapi gibi bir şeydi. Bazı zamanlar ise hiçbir şey düşünmeden yürüyordum. Üşümek bile insana iyi geliyordu. Her zaman kulağımda kulaklık öylece yürüyordum. Annem çocukluğumuzdan beri ağabeyim ile benim üstüme çok düşerdi. En ufak bir öksürükte endişelenir, telaşlanırdı belki de bu kadar üstümüze düşmesinin nedeni babam yüzündendi. Babam, tabi ona baba denirse... Bize yarardan çok zararı oldu bugüne kadar. Özelliklede anneme yaşattıklarını hatırlayınca kalbim o zamanki gibi paramparça oluyor. Bir insan, bir baba ailesine nasıl böyle davranır anlamıyorum. Nasıl karısına, çocuklarına el kaldırır? Ben kendimi bildim bileli babam annemi her aklına estiğinde dövüyordu. Tabi ağabeyim ile beni de, nedenini ise bilmiyordum. Birkaç kez annemi aldattığına bile şahit olmuştum. Madem bu kadar nefret ediyordu bizden 'neden ayrılmıyor annemden?'diye hep düşündüm. Bu sorunun cevabını büyüdükçe anladım. Babamın işi gücü yoktu çalışmazdı, sorumsuzun tekiydi. Hep annem çalışır bize dedem yardım ederdi. Dedemin durumu gayet iyiydi babam bunu biliyordu belki de yaptıkları sırf para içindi. Düşününce mantıklı gelmiyor değil ama tek anlamadığım şey annem neden sesini çıkartmıyordu? Neden karşı koymuyordu? Neden dedeme anlatmıyordu, neden? Sadece bizim içindi belki de susması, belki de çok korkuyordu babamın tehditlerinden ama nihayetinde dedem bir şeyler fark edip para vermeyi kesmişti. Hal böyle olunca babam bizi öylece arkasında bırakıp zengin bir kadınla gitti, kısa bir süre sonra ise boşandılar. Böylesi hepimiz için en iyisiydi. Ağabeyim etkilenmiyor gibi davransa da çoğu zaman gizli gizli ağlamasına şahit olmuştum. Oda benim gibi çok korkuyordu fakat benim aksine her zaman babamın karşısında dik durdu. Babamla annem boşandıktan sonra taşınıp yeni bir hayata başladık. Annem ne kadar dedem ve anneanneme bizim ile yaşayın demiş olsa bile bunu istemediler. Annem çalıştığı için bize gündüzleri anneannem ve dedem bakmıştı. Hiçbir zaman of bile dememişler aksine bizi gözlerinden bile sakınmışlardı. Annem bizi yaşadığı onca şeye rağmen en güzel şekilde büyüttü. Yeri geldi çok zorluk çekti, yoruldu, çaresiz hissetti fakat bir gün dahi bizden vazgeçmeyi aklının ucundan bile geçirmedi. Okuyup iyi yerlere gelmemiz için elinden gelinin fazlasını yaptı. Ağabeyim ile birlikte annemin çabalarını boşa çıkartmamak için elimizden gelenin fazlasını yaparak üniversiteyi kazanmıştık. Ağabeyim Gazi Üniversitesi Mimarlık bölümünü kazanmış ben ise Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk bölümünü kazanmıştım. Ağabeyimin üçüncü yılıydı fakat benim ilk yılımdı. Dersler bazen beni zorlasa da asla boşlamamam gerekiyordu çünkü annemin emeklerinin boşa gitmesi şu hayatta isteyeceğim en son şey bile değildi. ─── Her zaman olduğu gibi yorucu bir iktisat dersiydi. Her zaman pür dikkat dersleri dinlesem de bugün transa geçmiştim. Uyuyacak vaziyette kafamı sıraya koymuş dersi dinliyor gibi yapıyordum, tabi ne kadar dinliyormuş gibi gözüküyorum hiçbir fikrim yoktu. Yanımda hayattan bezmiş gibi duran çilekeş Adacığıma baktım. Dersin bitmesini iple çektiği belliydi. İkimiz de mayışmış uykuya hasret kalmış şekilde sıramızda yatıyorduk. Tam uykuya dalacağım sırada kapı tıkırtısı güzel uykumu - başlamadan biten uykumu - mahvetmişti. Kapı yavaşça aralanmış içeriye daha önce hiç görmediğim ya da fark etmediğim gevşek gevşek bir çocuk girmişti. Olabildiğine sert görünümlü sarışın bir çocuktu. Umursamaz tavırlarla boş boş etrafa…