MAHİ - III / Elli İkinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Mahinev Bedenim hissettiği sıcaklıkla gevşerken burnuma dolan kokuyla huzurlu bir iç çektim. Vücudumu saran sıcaklığa doğru sokulurken kendimi o kadar rahat ve gevşemiş hissediyordum ki uzun zamandır bana iyi gelen en güzel uykuların birinin içindeydim. Belimi saran sıcak bir kolla birlikte irkilerek kendime geldim. Gözlerimi açmaya korkarak panikle çarpan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım fakat artık çok geçti. En son kendime sadece kısa bir süre izin vereceğimi söyleyerek Ali Asaf’ın yanına uzanmıştım ve belli ki bu birkaç dakika izin vermekten çıkıp çok başka bir şeye dönüşmüştü. Gözlerimi açmadan önce son kez derin bir nefes aldım ve burnumu hafifçe çıplak omzuna dokundurup kokusunu içime çektim. Yanımda hissettiğim adam sakin bir şekilde nefes alıp veriyordu. Uyuduğunu düşünmek istiyordum fakat emin olamadığım için yakalanma korkusuyla kalbim deli gibi çarpıyordu. Sonunda cesaretimi toplayıp uykuyla ağırlaşan gözlerimi araladım ve yanımdaki adama döndüm. Başımı yavaş hareket ettirerek geriye attım ve yüzüne baktım. Ben yanına yatarken sırt üstü uyuyordu fakat bir ara uyku sırasında birbirimize uyum sağlamıştık. Ali Asaf hafif yan dönmüştü. Başı benim başımın üzerine doğru yaslanmışken bende başımı onun omzuna koymuştum. Yaralı kolunu karnının üzerinden bana doğru uzatmış belime yerleştirmişti. Tüm bunlara rağmen hâlâ uyuduğunu görünce rahatladım. Bakışlarım yüzünde gezindi. Gözleri huzurla kapanmışken kirpiklerine dokunmak istedim. Yüzündeki her bir morluk ve yara canımı çok yakıyordu. Hepsine dokunmak, elimden gelse hızlıca iyileşmeni sağlamayı diliyordum. Başımı biraz daha ona doğru yaklaştırdım. Bedenim onun sert bedeninin yanına yaslanırken dudaklarım nefesini tenimde hissedeceğim kadar yaklaştı. İstemsizce heyecanlanan bedenim beni ele geçirdi. Dudaklarım aralandığında kendime son dakika kendime engel olarak ona dokumadan durdum. Fakat o kadar yakındın ki dudaklarım ona olan özlemimle titredi. Ondan uzaklaşmam ve aklımı toparlamam gerektiğini fark ederek yerimde kıpırdandım. Onu uyandırmamaya dikkat ederek yanından kalkmaya çalıştığım sırada belimde duran eşi sıkılaştı ve bende olduğum yerde donup kaldım. Başımı hızla yeniden geriye atıp yüzüne baktım ama hâlâ uyuyor gibi duruyordu. Kaşlarımı çattığımda yeniden kalkmak istedim fakat bu sefer eli beni orada sabit tutmak ister gibi belime baskı uygulayınca uyumadığını da anladım. Başını benimkine yaklaştırdı. Dudakları alnıma dokunurken göğsü ufak bir nefesle benimkine yasladın. “Sadece biraz izin ver,” dediğinde yalvaran ses tonuyla bedenim sarsıldı. Ne yapacağımı bilemez halde donup kaldığımda Ali Asaf bana biraz daha sokuldu. Ona bu kadar yakın olmak tüm düşüncelerimi yerle bir ediyordu fakat uzak duracak gücü de kendime bulamıyordum. Onun yüzüne karşı senden nefret ediyorum dediğim zamanlarda bile dokunuşuna zaafım varken şimdi nasıl uzak durmayı becerecektim. Yine de durdum. Onu dinlemek istediğimden ya da isteğini yerine getirmek istediğimden değildi bunu yapmam. Sadece kendime de bu fırsatı veriyordum. Ona yakın olma fırsatı, onu hissetme fırsatı ve en önemlisi yaşadığını kanıtlama fırsatı tanıyordum kendime. Dudaklarını saçlarımın başladığı çizgiye dokundurduğunda titrek bir nefesle gözlerimi kapattım. “Keşke hep seni böyle kollarımda tutabilsem Mahinev,” deyip başımın üzerine bir öpücük kondurdu. “Yeniden, eskisi gibi,” diyerek bitirdi konuşmasını. “Ama hiçbir şey eskisi gibi değil,” dedim fısıldayarak. Amacım onun canını acıtmak değildi fakat bunları dile getirmek de benim hakkımmış gibi hissediyordum. Belimi saran kolu kasılırken vücudu da gerildi. “Değil,” dedi kabullenir gibi. “Eskiden olsa sana yalvarırdım bunun için fakat son olanlar yüzünden artık,” deyip sustu. Cümlesini tamamlamasını korku içinde beklerken susması beni daha da panikletti. Başımı hızla uzaklaştırıp yüzüne bakmak için geri çekildiğimde gözlerini aralayıp benimle göz göze geldi. “Ne-ne demek o?” diye sordum. Bana çaresiz bir bakış attığında kalbim yerinden çıkacaktı neredeyse. Aklından g…