MAHİ - III / Ellinci Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Merhaba canlarım, Yeni bölüm sizlerle. Oy verdiysek, o zaman başlayalım. Keyifli okumalar diliyorum. Umarım seversiniz. Lütfen yorum yapmayı da unutmayalım. ♥️ ✨ Bir sana tutkunum, bir sana düşman. -Yıldız Kenter Sarıl Bana – Furkan Halıcı Mahinev Hava yeni yeni aydınlanmaya başlarken olduğum yerde hafifçe gerinerek gözlerimi açılması için zorladım. Güneş belli belirsiz hastane odasını aydınlatmaya başlamıştı. Gözlerim refleks olarak yatakta yatan adamı görmek için o tarafa doğru kaydı fakat beklediğim en son şey yatan boş olmasıydı. Uykunun verdiği sersemlik aniden kendini derin bir endişeye bıraktı. Yerimden o kadar hızlı doğruldum ki neredeyse kendi bacaklarıma takılıp yüz üstü yere düşecektim. Gözlerim telaşla boş odada dolaşmaya başladığında endişeden kalp atışlarım deli gibi hızlandı. Nasıl bu kadar derin uyuyabilmiştim de onun gittiğini duymamıştım? “Salak kafam,” diye söylenerek kendimi azarlarken panik halinde attığım adımlarımı hızlandırarak boş olduğunu anladığım odanın içinde dolaştım. Tam odanın kapısını açıp dışarı bir adım atacakken banyonun kapısı açıldı. Olduğum yerde donup kaldım ve yavaşça hareket ederek arkamda kalan adama döndüm. Banyoya bakmak aklımın ucundan bile geçmemişti. Direkt en kötü senaryoya odaklanmış ve gittiğini düşünmüştüm. Endişeden hızla çarpan kalbimi sakinleştirmek ister gibi elimi göğsüme bastırdığımda Ali Asaf’ın bakışları elimin hareketlerini takip etti. “Neredeydin sen?” Sorduğum sorunun ne kadar saçma olduğunu daha dudaklarımın arasından kelimeler çıkmadan bile farkındaydım fakat yine de duramamıştım. Nefes nefese sorduğum soru karşısında Ali Asaf kaşlarını çattı fakat bu kızgınlıktan değil daha çok benim endişeli halime verdiği bir tepki gibiydi. Endişeyle, “Ne oldu?” diye sorduğunda yutkunarak ona baktım. Benim bu halim kafasında kim bilir nelere yormasına sebep olmuştu. Derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışırken ona doğru iki adım tam karşısında durdum. “Uyandığımda senin göremedim.” Sesim hâlâ hissettiğim korkuyla telaşlı ve kesik kesik çıkıyordu. “Yine haber vermeden çekip gittin sandım,” dediğimde endişeli bakışlarımı ondan kaçırdım. Ali Asaf bir adım attığında bana doğru yaklaştı ve aramızda hiç mesafe bırakmadan durdu. “Mahinev,” dediğinde gözlerimi sımsıkı kapattım. Ona bu endişeli halimi göstermekten hoşlanmasam da kendimi tutamamıştım. Yanağımdan akıp giden bir damla yaş ne kadar korktuğumu kanıtlar gibi ikimizin aramızda yankılandı. Gözlerimi açmaya korkar halde sadece başımı iki yana salladım. Ali Asaf’ın sıcak parmakları yanağıma dokununca derin bir nefes alarak gözlerimi araladım ve onun yorgun, yeşil gözlerine baktım. “Özür dilerim,” derken parmak uçlarını ıslanan elmacıkkemiğimin üzerinde gezdirdi. “Seni korkutmak istemedim.” Kendimi bir adım geri gitmeye zorlayarak ondan uzaklaştım. Telaşım yerini kızgınlığa ve kaybetme korkusuna bırakınca öfkeme engel olamadan ona ters ters baktım. “Hep aynı şeyi yapıyorsun,” dedim sinirle. Ali Asaf bu çıkışımı sessizce karşıladı. Hangisinden daha çok nefret ettiğimi bilmiyordum. Bana karşı sürekli boyun eğiyor olması mı daha iyiydi yoksa üste çıkmaya çalışması mı? Şu anda bana cevap vermesini, belki de ters davranmasını tercih edecek durumdayım çünkü ne yaparsam ya da ne söylersem söyleyeyim hep kabullenmesi karşısında elim ayağım birbirine dolaşıyordu. Tepki veremediğim her hareketi ona duygularımı daha da belli ediyormuşum gibi hissetmeme neden oluyordu. Kızgınlık bu duygularımı saklamam için kullandığım kalkanımdı benim. Kırgınlıklarımı göstermektense kızgın olmayı tercih ederdim. “Canımı yakıyorsun sonra da gelip özür diliyorsun ve hemen her şeyin geçmesini bekliyorsun.” Ağzımdan bir anda çıkan cümle karşısında ikimizde donup kaldık. Şimdi konuşmak istediğim şeyler değildi bunlar ama kendime hâkim olamadan kelimeler dudaklarımdan dökülüp gitmişti. Ne ara geçmişi ortaya dökmeye karar vermişti aptal kalbim? Ali Asaf pes eder gibi başını hafifçe aşağı eğdi. “Haklısın,” diyerek kabullendiğinde derin bir nefes alarak sakinleşmey…