MAHİ - III / Kırk Dokuzuncu Bölüm
Yazar: Tuğba Atıcı Coşar

Ah göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm. Geç kalınan hiçbir hayat, hayat değildir. Hayatın olmayı dilerdim. -Didem Madak Karalım – Elif Buse Doğan Mahinev Vücudumdaki ağrıları görmezden gelmeye çalışarak olduğum yerde kıpırdandım. Üzerimden kayan ince örtüye kapalı gözlerimle yeniden uzanıp, omzuma kadar çektim. Gözlerim açılmak istemiyordu. Zihnim zaten hâlâ yarı uykudaydı. Derin bir iç çektim ve ağrıyan uzuvlarımı bir kez daha göz ardı ederek uyumaya devam etmeye çalıştım. Tam zihnim yeniden kapanacak gibi hissettiğim anda üzerimde dolanan bakışları hissettim. Zihnim nerede olduğumu bana hatırlatırken gözlerimi açmak istemedim. Ali Asaf’ın dikkatli bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum fakat gözlerimi açıp o bakışlarla karşılamaktan korkuyordum. Bu durumdan kaçışımın olmadığının farkında olarak tek gözümü sakince araladım. Tam da tahmin ettiğim gibi Ali Asaf bakışlarını üzerime dikmiş, gözünü hiç kırpmadan bana bakıyordu. Açtığım tek gözümü yeniden kapattım ve kendime gelmeye çalışarak derin nefesler aldım. Gözlerimi yeniden açtığımda bu sefer ona bakmadım. Oturduğum yerden kalktım ve ona arkamı dönerek üzerimden kayan örtüyü alıp katladım. Örtüyü dolaba koyup camların önüne giderek geniş camı hafifçe araladım ve temiz havayı içime çektim. Olduğum yerde kollarımı yukarı kaldırıp hafifçe gerindiğimde üstümdeki kazak sıyrılarak belim açığa çıkardı. Elimle onu düzeltirken başımı Ali Asaf’a doğru çevirdim ve bakışlarının kısa bir süre açılan tenime indiğini fakat hemen ardından yeniden yüzüme baktığını gördüm. Gözlerimi kıstığımda o da onu yakaladığımı fark edip hafif bir gülümsemeyle bakmaya devam etti. “Günaydın,” dediğinde hırıltılı çıkan sesi aramızda yankılandı. “Günaydın,” diyerek karşılık verdim. “Pek rahat değil,” dedi yattığım koltuğu işaret ederek. “Neden yatakta yatmadın?” Bu soruya detaylı bir cevap vermek istemiyordum. Ondan uzak kalamadığım için burada yattığımı dile getirecek değildim. Omuzlarımı silktiğimde bana az önceki gibi gülümsedi ve ben de yeniden onu görmezden geldim. Tekrar dolaba doğru yürüyüp içinden Bahar’ın bana getirdiği birkaç parça eşyanın arasından bir tayt ve bol biz kazak alıp onu görmezden gelerek hastane odasını banyosuna doğru yürüdüm. Kısa sürede üzerimi değişip, saçlarımı da taradım ve ördükten sonra banyodan çıktım. Ben içeri girdiğimde bir hemşire Ali Asaf’ın başındaydı. Aynı zamanda tepsiyle ikimiz içinde yemek gelmişti. Hemşire işini bitirdikten sonra elindeki kağıtlara notlarını aldı ve bana döndü. “Hafif bir beslenmeyle başlayacak. Hızlı hızlı yemesin,” dediğinde onu başımla onayladım. Hemşire ayak ucunda duran masanın üzerine elindeki dosyayı bıraktı. “Üzerini değişebilir. Artık tuvalet için de destek alarak kalkmayı deneyebilir.” Söylediklerini yeniden başımla onayladım. “Eğer yardıma ihtiyacınız olursa söylemeniz yeterli,” dedi ve geçmiş olsun dedikten sonra odadan çıktı. Elimdeki eşyaları hızlı bir şekilde çantaya yerleştirdim. Ali Asaf’ın başına doğru yaklaştım ve bir ona bir de kahvaltı tepsisine baktım. “Seni biraz dikleştirsek iyi olacak sanırım,” dediğimde beni onaylayarak başını salladı. Ona doğru biraz daha yaklaştım ve yatağın yanında duran düğmelerden birine basarak sırtından yukarı doğru yavaş yavaş yükselmesini sağladım. Bir yerini acıtmamak için dikkatli olmaya çalışarak ağır hareket ederken aynı zamanda yüzündeki ifadeyi izliyordum. İstediğim yüksekliğe gelince durdum. “İyi mi böyle?” diye sorduğumda konuşmadan yeniden beni başıyla onayladı. Gözlerinin sürekli üzerimde gezinmesine rağmen çok fazla konuşmadığını fark etmiştim. Ayarladığım yüksekliği bir kez daha kontrol ettim ve boynunun biraz aşağıda kaldığını fark edince koltuğun üzerinde duran ince kenar yastığını aldım. “Bunu da başının altına koyalım ki boynun ağrımasın.” Açıklama yaparak ona doğru yürüdüğümde yine sessizce bekledi. Bir elimi ensesine sarıp parmaklarımı ensesindeki saçlarının arasına soktum ve üzerine doğru eğilmişken başını tutup kendime doğru çektim. Burnu hafifçe boynuma doğru değdiğinde…